17 Nisan 2009 Cuma

İKİ SEVEN YÜREĞİN BİR AŞKI VARDI ANCAK


Veten bağı al elvandır

Yox üstünde xarı bülbül

Ömür sürmeli devrandır

Sesin gelsin barı bülbül

Çocukluğumdan bu yana bu türkü beni alıp bilmediğim diyarlara götürür.Sanki gurbet cisimleşir yumruk gibi boğazıma oturur.Yutkunmaya çalışırım ..zorlanırım.Nedensiz bir ağlama hissi sarar içimi…Dişlerimi sıkarım ağlayamam…

Ağlayan bir çocuk gördüğümde de içimi aynı duygular sarar….Avuç açan insanlar gördüğümde de.Sanki her şeyin suçlusu benmişim gibi kabuğuma çekilir kendi içimde kaybolurum…

Yıllardır bir gurbet duygusu sarıp sarmalar bedenimi…Sanki o şiir benim için yazılmıştır…Ben gurbette değilim..Gurbet benim içimde…

Azerbaycan adını her duyduğumda da aynı duygu dolar içime..gurbet..hasret…sevgi..ve gelip boğazıma tıkanan o acı lokma..

Azerbaycan…Benim ülkem..İçimde aynı sevgi, aynı hüzün..Azerbaycan, parca parça koparılan ve yutulan lokma…Kendi kaderini talihin akışına bırakan ..bırakmak zorunda kalan ülke…Başını imdat diler gibi Hazara uzatan kırık kanatlı güvercinim…Çırpındıkça bedeni parça paça kopup dökülüyor..Türkmençayla ana gövde ikiye ayrılıyor…Kocaman bir lokma Farslara veriliyor,çiğneyip yutsunlar diye…Çiğniyor o masal devi güvercini ..Ağzını açtıkça birer birer yutuyor oğullarımızı, kızlarımızı…Kimi zindanlarda çürürken kimi al kanlara boyanıyor..Bayrağımıza renk vermek için..Kimi de Küçük Kara Balık olup denizlere kavuşmak isterken Arasta boğuluyor..hain eller tarafından..

Ah,Azerbaycan kaderinde kendinden başka herkesin söz sahibi olduğu ülke…Azerbaycan…küçük bir paça kalıyor geriye..Yere serilmiş bir güvercine benzeyen..kanatları iki yana doğru mecalsizce açılmış..Gagasını sanki bir damla su ister gibi Hazara doğru uzatmış çaresiz güvercinim..Azerbaycan…Kuzeydeki diğer dev, kanadının Derbent parçasını koparıp iştahla yiyor…Bir parçasını da yıllardır aç bekleyen minik bir sırtlana veriyor .Revan hanlığı adlı bu parçayı alan bu minik sırtlan bu lokmanın adını Ermenistan koyuyor..Bu sırtlan,biraz irileştiği için efendisinden bir parça daha istiyor. Bir parça daha kopuyor güvercinden. Zengezur bir hançer gibi parçalıyor gövdeyi ..Evlat anadan ayrı düşüyor..Nahçivan yetim kalıyor bu tarafta..Borçalı diğer tarafta..

Sonraki hikayeyi herkes biliyor…Biliyor da bilmezlikten geliyor…20 Ocak 1990,26 şubat 1992,8 Mayıs 1992…Sıralanıp gidiyor tarihler…Gövdesi parçalanan yaralı güvercinin yüreğine doğru gidiyorlar insanlık düşmanları…Karabağ adım adım işgal ediliyor…

Ben o parçalanan güvercinin yetim kalmış balasıyım..Gövdesindeki bir yerde dünyaya geldim…Ulu babalarım da o kırık kanatların birinde doğmuştu..Vatan diye diye öldüler..Kim bilir belki de vatan hasreti çekenler için Tanrı bir vatan yaratmıştır orada..

Siz hiç vatan hasreti çektiniz mi?Ben gördüm o hasreti…1991 yılında Bakudaydım Türkiyeden iki yaşlı Azeri Türkü de gelmişti benimle.Benden ısrarla Vezeri istediler..Ne olduğunu bilmiyordum .Bakulu arkadaşlara sordum..Bu mevsimde olmaz dediler ama istersen tohumunu bulabiliriz..Buldular..Götürüp iki yaşlı Azeriye verdim ..Onlar tohumları alıp gözlerine sürüp ağlamağa başladılar..Donup kaldım..Neden ağlıyorsunuz dedim…Biri konuşamıyordu,neden sonra diğeri hıçkırarak bu..dedi..bu..çocukken bizim bahçede ekiliydi..Gencedeki bahçemizde..penceremi açtığımda bu kokuyu duyardım hep..Yetmiş yıldır bu kokuyu aradım…Muhacir Azerilerin büyük şairleri Hamit Dönmez ve Ramiz Özler Otaylı’nın bu küçük hikayesini başka bir yerde duydunuz mu? bilemiyorum..Ama ben bizzat şahit oldum..O zaman anladım;

Vatan,Sadece bayrak değildir anacığım

Sadece toprak…

Bir yün çorapta bile bulabilir vatanını

Gönülden seviyorsa insan..

Sizin için vatan ne anlama gelir bilmiyorum..Benim için vatan başını hazara doğru çaresizce uzatmış o beyaz güvercindir..Çaresiz,biliyorum…Hiç bedeni parçalanan, evlatları didergin, dünyanın her yerine dağılmış,itilip kakılmış,Aras’da boğulmuş,Sibiryada,Lefortovo’da işkence görmüş,aç biilaç olan anne çaresiz olmaz mı?

Şimdi parçalanmış ve bir yarısı Kaf dağının ardına atılmış güvercin bekliyor hasretle, “İki seven yüreğin bir aşkı “ olduğunu biliyor,ve o günü bekliyor..

Ne zaman vatan diyen bir türkü duysam ,bir yumruk gelir boğazıma oturur …O, kanadı kırık güvercinleri hatırlarım..Onların imdat dileyen bakışları gelir gözlerimin önüne…

Azadlığı istemirem

Zerre zerre,gram gram

Qolumdaki zincirleri

Qıram gerek,qıram,qıram..

ALP ER TUNGA ÖLDÜ MÜ ?


Alp Er Tunga öldi mü ?
Issız ajun kaldı mu ?
Ödlek öcin aldı mu ?
Emdi yürek yırtılur.

Size de hiç öyle oldu mu?Okuduğunuz bir yazının ortasında,ya da gayri ihtiyari başınızı çevirip gördüğünüz bir manzara karşısında zamandan ve mekândan koptunuz mu? Bir kelime ya da bir melodi sizi bilmediğiniz,görmediğiniz ama kalbinizin bir köşesinde size yabancı gelmediğini hissettiğiniz uzak bir iklime götürdü mü? O yeri hatırlıyor musunuz?
***

Eski İran rivayetlerinde bütün dünyayı elinde tutan bir Türk devletinden söz edilmektedir.Bunların merkezi olarak da Isık Gölün batısındaki Koçunkarbaşı ve Zerefşan kıyısındaki Ruyindiz(Tunçkale) ve Ordukent gösterilmektedir.Bu devletin büyük hükümdarı olan Efrasiyab (Alp Tunga ) İranlılarla savaşlarında onları yendiği zaman Sistan güneyindeki Hamun gölü çevrelerinde ve İran içlerinde bulunmaktadır.Yenilip de İranlılar onun arkasına düştüğü zaman ise Altaylara ve Altay arkasında ve doğusundaki büyük göllerden birine,Koso-Göl’e ya da Baykal Gölüne ve yine o yandaki başka bir Ruyindiz (Tunçkale) şehrine çekilir.Son olarak memleketinin batı parçası Azerbaycan’a geldiğinde orada İranlıların eline geçerek öldürülür…
Alp Er Tunga’nın,bu eski Saka Türk kahramanının hatıraları yüzyıllarca yaşamıştır.Divanü Lügat-it-Türk’te ,bu ilk Azerbaycan ve Anadolu fatihine ait destandan yas şiirleri bulunmaktadır (O.Ş.Gökyay)
***
Size de hiç öyle oldu mu? Bir gün uykunuzda mesafeleri aşmak isterken adımlarınız taşlaştı mı?Bacaklarınız sizi taşımazken,dizlerinizin bağı çözülmüşken bir ses sizi bütün bağlarınızdan serbest bıraktı mı? O sesi tanıdınız mı?
***
Türk tarihi büyük göçler,büyük acılar,büyük kahramanlıklar kitabıdır.Orada asla bir leke,sizi utandıracak,başınızı önünüze eğecek bir tek satır bile bulamazsınız.Özel bir niyetle arasanız bile…
O kitapta gerekirse evdeşinden bile vazgeçip ancak yurdundan bir parça toprak bile vermeyen yiğitleri okursunuz…
O kitapta açı tok,yoksulu bay edenleri,başlıya baş eğdirenleri okursunuz.Korku ,kaygı hissetmezsiniz,o muhteşem kendine güven duygusu iliklerinize kadar işler…
…Türk,Oğuz beyleri,milleti, işitin : Üstte gök basmasa,altta yer delinmese,Türk milleti ilini töreni kim bozabilecekti?
***
Bu gün Türk milleti bir akıl tutulması yaşıyor.Alp Er Tunga’nın çocukları hala tutsak ulu babalarının tuzağa düşürülüp öldürüldüğü topraklarda.Ana dillerini konuşamıyorlar,okuyup yazmalarına izin yok…
Türk devletlerinin beşini bir arada gören yok hiçbir toplantıda.Her boy ayrı bir gücün tahakkümüne girmiş veya girmek üzere.Doğu Türkistanın acılarını Batı Türkistan hissetmiyor…Ya da haberi yok…İranın ahvalini Turan bilmiyor…Kerkük neresi,Musul nerde ? bilen yok..Ya da umursayan..Revandan,Gökçe mahalından geçtik…Ağdam’ı Şuşayı yada salan yok….Neden zenginliklerimizi Rus satar,İran satar,Çin satar,Amerika satar da parası bize gelmez …bilen de yok soran da yok…
İşgal edilen her karış toprağımızda düşman şenlik ediyor…Onu anladık..Peki bizde niye bu dertleri diyen yok,duyan yok,yanan yok?
Revanı Erivan,Sincan’ı Sinkiang,Şuşayı Şuşu,Fuzuliyi Vardan,Hocalıyı İvanovka yaptılar…Kimse konuşmadı…Sonunda da olan oldu ..Ergenekon’u çete yaptılar…
Topraklarımız gitti,şehirlerimiz gitti,isimlerimiz değiştirildi..Bütün bunlara susunca yüce Türk milletini çete yaparlar elbet..
Üste gök mü bastı,altta yer mi delindi ey Türk..Neden böyle oldun ? Elin nerde? Tören hani?

***

Arzusuna ulaşamadan ölenlerin ruhları hasret çektikleri yerlere dönerlermiş diyorlar…Benim ruhum Hocalı’da dolaşıyor,Tebriz’de,Merend’de,Sincan’da,Kerkük’de,Musul’da,Gökçe mahalında Fuzuli’de ,Derbend’de…ve daha nice altı bizim üstü yadın olan topraklarda…
Şimdi yabancılaşan ama tarih boyunca bizim olan o toprakları dolaşırken hep aynı ağıt gelir dilimin ucuna…Yıllardır,yüzyıllardır bizden Fatiha bekleyen izi kalmamış,tozu kalmamış ama bizim olan mezarlara okurum sessizce…
Alp Er Tunga Öldü mü ?
Dünya ıssız kaldı mı ?
Zaman öcünü adlımı
Şimdi yürek yırtılır.

Felek fırsat gözetti
Gizli tuzak uzattı
Soylu beyi aldattı
Kaçsa nasıl kurtulur?

Ta içten yandı yürek
Yara azar giderek
Geçmiş aranır gerçek
Dün nasıl unutulur ?

***

Size de hiç öyle oldu mu? Bir gün uykunuzda mesafeleri aşmak isterken adımlarınız taşlaştı mı?Bacaklarınız sizi taşımazken,dizlerinizin bağı çözülmüşken bir ses sizi bütün bağlarınızdan serbest bıraktı mı? Size çaresizliğinizi hissettiren O sesi tanıdınız mı?

KARABAĞ BİR GÜMÜŞ KUTUNUN İÇİNDE



Azerbaycanlı kadın milletvekilleri Türkiye meclis başkanına bir gümüş kutu içerisinde Karabağ toprağı verdi.Tebriz muhasarasında da Tebrizli kadınlar Settar Han’a başörtülerini vermişlerdi..

***

Karabağ bir gümüş kutunun içinde…Küçülmüş …Bir mücevher kutusuna sığmış.. … İçinde binlerce yıllık Türk tarihi var… Xar-ı Bülbül var,şehitler var,Şuşa kalesi var,Cıdır düzü var,İsa bulağı var…
Karabağ bir gümüş kutunun içinde…İçinde yurdunu kaybeden 1 milyon adam var…Evini barkını kaybetmiş 20 yıldır tren vagonlarında yaşayanlar var,tren istasyonlarında,derme çatma barakalarda doğan var , büyüyen var…
Karabağ bir gümüş kutunun içinde …İçinde Hocalıdan kaçmak isteyen kadın ve çocukları kurtarmak için verilmeyen helikopterler var…Ermenileşmiş sözde aydınlar var…Hiç dinmeyen göz yaşı var…Gurbet var..Vatan var…
Karabağ bir gümüş kutunun içinde….İçinde büyük devletin ne olduğunu bilemeyenler var…Türk düşmanlığı yapanlar var…Kardeşi kardeşten ayırmak isteyenler var…Türke kefen biçenler var…Bunu fırsat sayanlar var..
Karabağ bir gümüş kutunun içinde…İçinde Moskova’ya gidenler var,Moskova’dan gelenler var…Erivana gidenler var…Kendi geri dönse de ruhu orda kalanlar var..
Karabağ bir gümüş kutunun içinde…İçinde devleti kuran adama hürmetsizlik edenler var,hürmeti rüşvete çevirenler var…Diaspora var…Diasporasını kaybetmiş bakanlar var…
Karabağ bir gümüş kutunun içinde ..İçinde kimliğini kaybedenler var...Sisteme yaltaklananlar var..Sistemden geçinenler var..Petrol denizinde paraya boğulanlar var..Petrol denizinde açlıktan boğulanlar var…
Karabağ bir gümüş kutunun içinde..İçinde yalan var,dolan var,talan var,ölen var…Yemeği çalınan,silahı satılan asker var… Parayla askerlik alan var … Milletin malını çalan var…Namusu satılan kızlar var…Onları alan var…
Karabağ bir gümüş kutunun içinde…İçinde kaybolan başbakanlar var,başkanlar var..Harcanan zaman var,heba olan kan var, can var
Karabağ bir gümüş kutunun içinde…İçinde gizlenmiş iğrenç bir plan var…İçte de dışta da satılıp sahipsiz kalan var…İçi kan ağlayan Iğdır var,Alican var,Nahçivan var…
Karabağ bir gümüş kutunun içinde…İçinde Ankara yok ,Baku yok,Astana yok,Bişkek yok,Taşkent yok,Aşkabat yok…Waşington var,Erivan var
Karabağ bir gümüş kutunun içinde…içinde Erdoğan yok,Aliyev yok …Obama var, Serkisyan var..
Karabağ bir gümüş kutunun içinde …İçinde Bülbül yok,Han yok,Üzeyir yok…Kasparyan var
Karabağ bir gümüş kutunun içinde …İçinde Türk Birliğinin enkazı var…Çocuklarımızı öldüren Paşayan var,Ohanyan var,Koçaryan var..
Karabağ bir gümüş kutunun içinde..İçinde ihanet var...Alan var..satan var… Paylaşan var…

Karabağ bir gümüş kutunun içinde…..

Karabağda talan var
Gözü yolda kalan var

DÖNEK KARDEŞ




1944 yılında Anayurd’a sığınıp bilahare
Ruslara teslim edilen ve Ruslar tarafından
hudutta makineli tüfekle biçilip öldürülen
187 Azerî kardeşimin aziz ruhuna.


Türk denince özü, sözü mert olur,
Dost deyince ayrılmaz bir fert olur,
Kardeş deyip dara düşsem, sığınsam,
Şimden geru bu bana bir dert olur.
Ben ne diyem bu vefasız dağlara,
Öz kardaşı dönek olan ağlar a!





Elmas Yıldırım’ın bu kırgınlık ve serzeniş dolu şiirini her okuduğumda ürperirim. Sınır boyunda Ruslara teslim edilen Azeri Türklerinden biri olurum o an. Yanımda eşim ve çocuklarımla biraz sonra öldürüleceğimi bilerek Rus sınırına ilerlerim. Çocuklarım korkuyla ellerimi tutar,ağlaşırlar…Ben onlara ne söyleyeceğimi bilemem…Kaç bin yıllık Türk tarihini aklıma getirmeye çalışırım…Onun hangi sayfalarında böyle onursuzluğun,dönekliğin yazıldığını hatırlamaya çalışırım... Bulamam…Türk tarihinin her satırının şeref ve şanla dolu olduğunu bilirim…Peki ya bu akla sığmaz zulüm ? ! Makineli tüfek takırtıları düşüncelerimi yarım bırakır..Gözlerim sınırın diğer tarafında ağlaşan Mehmetçiklere takılır bir an…Sonrası boşluk..hiçlik…

***

Günlerdir Türkiye ve Azerbaycan kamuoyunda bir şok dalgası yayılıyor.. Türkiye Ermenistan’la sınırlar kapılarını açacakmış…Yıllar önce tamamlanan ve Iğdır’la-İran’ı birbirine bağlayan Boralan sınır kapısı açılmazken, üstelik bu sınırın her iki tarafında da Azeri Türkleri yaşadığı halde yaprak bile kıpırdamıyor da Ermeni kapısı açılmak isteniyor..Neden?
Tepkiler gün geçtikçe yükseliyor her iki ülkenin kamuoyunda da ama Türkiye gazeteleri alayla karşılıyorlar bu tepkileri …” Hadise Eurovision’a 12 puan eksik başlayacak…Men sana küsmüşem…Azerbaycan’da Türk şarkıcılara ambargo…Aramıza kara kedi girmesin heyeti…” Obama’nın okşadığı kediyi neredeyse ermiş seviyesine çıkartan necip Türkiye basını Azerbaycan’ın duygularını böyle ciddiyetsizce, alayla yansıtmak istiyorlar Türk halkına…İlişkilerin kırılmasını istiyorlar sanki,bozulmasını…Senelerce bunun için uğraşmadılar mı ?Peki neden?
Ucunun nereye bağlı olduğu anlaşılmayan bir cinayet sonucu katledilen ,Türkiye’den çok Ermenistan sevdalısı ,“ Türklerden boşalacak zehirli kanın yerini Ermenilerin temiz kanı dolduracak ” diyebilen bir Ermeni gazeteci için her kes Ermeni oldu…Ama Hocalıda o temiz kanlı(!) Ermeniler tarafından vahşice katledilen 615 insan için hiç kimse Azeri olmadı…1 yaşındaki şehit Aygün Hesenova’nın,2 yaşındaki şehit Samir Quluyev’in hatırları da yetmedi birilerinin Azeri olmasına…Oysa soy birliği dolayısıyla dünyadaki her Türk’ün 1 dakikalığına bile olsa Azeri olması gerekiyordu.. Ama birileri Ermeni olmayı tercih ettiler… Neden?

Türk; o Altayların dünkü eri mi?
Yolunda can koydum, verdim serimi,
Düştüğü ağlardan kurtulsun diye,
Serdim ayağına doğma yerimi…
Kardaş armağanı, dökülen kanlar,
Bana mükâfat mı giden kurbanlar?



***


Ben diyorum, Kayıhan’dır soyumuz,
Bir kaynaktan varlığımız, boyumuz,
Dilim dili, yolum yolu, emel bir,
Bir bayrakta, yıldız’ımız, ay’ımız.
Azerî, Türk, Türkmen; var mı ayrılık,
Nerden doğdu bu imansız gayrılık?

Birlik masallarda mı kaldı yoksa?

***

Türkiye Başbakanı diyor ki “ Ermeni sınırı açılır ama…” Ama ne? Ermeniler Türk topraklarından hak iddia etmekten vaz mı geçtiler?…Öldürdükleri yüz binlerce Anadolu Türkü’nden, Azerbaycan Türkü’nden özür mü dilediler ? Dili bir,dini bir kanı bir olan Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarından mı çekildiler..
İvnovka yeniden Hocalı mı oldu? Verdan yeniden Fuzuli mi oldu? Zeve’de , Erzurum’da,Iğdır’da,Şuşa’da ve daha nice Türk şehirlerinde Ermeni terörüne kurban giden şehitler size vekâlet mi verdi.. Memeleri kesilmiş kadınlardan, iffeti kirletilmiş genç kızlardan, hayatları daha başlamadan biten çocuklardan ferman mı geldi? Ermenilerin şehit ettiği diplomatlarımız mı görüşmelerinizi yaptılar? Ne oldu? Neden açılmak istenir sınır? Neden?


***

Alnımın yazısı, karadır kara,
Karadan bir mendil yolladım yara,
Yol uzun, el uzak, yetişmez eller,
Türklüğün kanayan kalbini sara.
Felek kıymış beslenen bu dileğe,
Lânet Türk’ü hançerleyen bileğe.


4 milyonluk Ermeni karşısında 300 milyonluk Türk Dünyası…2,5 milyonluk Ermenistan karşısında 78 milyonluk Türkiye…Haklısınız güçler denk değil..Peki korkmadan,onurlu bir siyaset yürütebilmek için kaç yüz milyon olmak gerekiyor? Yunanistan Makedonya’daki hak iddiasından vazgeçti mi ? Ya Sırbistan Kosova’dan ? Hayır… Peki hakları var mı Yunanistan’ın Makedonya’da,Sırbistan’ın Kosova’da…Hayır..Niye korkmuyorlar o zaman? Orduları mı bizden fazla,nüfusları mı? Yoksa nüfûzları mı? Yoksa onurları mı? Hangisi fazla ?
Bu nasıl siyaset ki milli duygudan yoksun…Bu nasıl siyaset ki her dediğimizin sonradan tersini söylemek zorunda kalıyoruz…Bu ne biçim siyaset ki kendi bedenimizi kendimiz parçalıyoruz…Kendi dirliğimizi,kendi birliğimizi kendimiz bozuyoruz…
Ermenilere ne borcumuz var? Türkiye’de vizesini birkaç gün geçiren Kazak, Kırgız,Azeri Türkü sınır dışı edilirken 150 bin Ermeni izin almadan çalışıyor,para kazanıyor…sebep ne? Yoksa gerçekten hepimiz Ermeni miyiz?

***


Bir suç mu düşmana göğüs gerdiğim?
Günah mı Türklüğe gönül verdiğim?
Rusların açtığı yaradan derin,
Anayurtta öz kardaştan gördüğüm.
Seslenseydim, ses çıkardı her taştan,
Ne beklersin sağırlaşan bir baştan.

Türkiye’de kaç tane Azeri Türkü var biliyor musunuz? Kaç tane kayıtsız şartsız soydaşlarına destek verecek Anadolu Türkü var biliyor musunuz? Bunların sabrı mı sınanıyor, sadakati mi ? Söyler misiniz ? Kerkük’ü Musul’u,Doğu Türkistan’ı,Tebriz’i,Batı Trakya’yı,duymuyorsun anladık..Peki Iğdır’ı,Kars’ı,Anadolu’yu da mı duymuyorsun? Sağır mı oldun Ankara ?
Türk olmak teslim olmak anlamına mı geliyor artık. Açılmak istenen o kapının Ermeni terörü neticesinde şehit düşen her Türk’ün mezarını çiğnemek anlamına geleceğinin farkında değil misiniz ?


***

Kaçtır, eli kanlı çıktı oyundan,
Ne bilem, kahpelik varmış soyunda,
Girdiğim öz yurttan döndürülürken,
Kanımın aktığı sınır boyunda
Açan lâlelerden bir çelenk örsem,
Türklük dünyasına armağan versem.

***


Elmas Yıldırım’ın bu kırgınlık ve serzeniş dolu şiirini her okuduğumda ürperirim. Sınır boyunda Ruslara teslim edilen Azeri Türklerinden biri olurum o an. Yanımda eşim ve çocuklarımla biraz sonra öldürüleceğimi bilerek Rus sınırına doğru ilerlerim. Çocuklarım korkuyla ellerimi tutup, ağlaşırlar…Ben onlara ne söyleyeceğimi bilemem…Kaç bin yıllık Türk tarihini aklıma getirmeye çalışırım…Onun hangi sayfalarında böyle onursuzluğun,dönekliğin yazıldığını hatırlamaya çalışırım... Bulamam …Türk tarihinin her satırının şeref ve şanla dolu olduğunu bilirim…Peki ya bu akla sığmaz zulüm ? ! Makineli tüfek takırtıları düşüncelerimi yarım bırakır..Gözlerim sınırın diğer tarafında ağlaşan Mehmetçiklere takılır bir an…Sonrası boşluk..hiçlik…