24 Nisan 2009 Cuma

MUĞAMIN FERYADI













Önce tarın sihirli ,insanı ötelere götüren sesi duyuluyor,sonra kemanın inleyen,ağlayan,yardım dileyen sesi…Sonra yanık bir feryat kopuyor…Bir vaveyla...Azerbaycan feryad ediyor..
Bin yılın,binlerce yılın feryadı bu…İçinde neler var neler…Sona bülbüller,gülebatın,dağ,ismi pünhan,dert ,gam,keder,acı,ayrılık ,soykırım,göç,gözyaşı…Sonra yine aşk,yine aşk…Türk tarihi cisimleşmiş Mütellim’in feryatlarında…
Okuyor Mütellim,sözlerinde çok eski,yüksek bir medeniyetin kapıları açılıyor bu yaslı, yaralı dünyamıza…Yaralı bir kurt gibi inliyor..Sözleri nal seslerinin kılıç şakırtılarının dostların yüreğine güven düşmanların yüreğine korku saldığı çağları hatırlayarak,hatırlatarak…
Okuyor Mütellim…Binlerce yıllık medeniyetin en saf,en temiz ,lekesiz duygularını…
Gözlerin aldı meni
Kemende saldı meni
Getme getme gel
Amandı qoymayın
Yar gözden saldı meni
Getme getme gel..
Okuyor Mütellim…Her kelimesinde binlerce yıllık o derin manayı ,ahdi, acıyı, sözü, şerefi hatırlatıyor hatırlaması gerekenlere…
Okuyor Mütellim…Binlece yıldır sönmeyen ebedi ateşi hançeresinden çıkarıp,bu kanlı,bu kalpsiz,bu soğuk dünyaya aşkın en derin sıcaklığıyla sunuyor…Sarıp sarmalıyor sizi muğamın o eşsiz ahenkli dünyası…Mütellim’in acılı,ağrılı feryadı yol gösteriyor Muğamın o derin,boyutsuz,zamansız ve mekansız evreninde…Kaybolmak istiyorsunuz,eriyip yok olmak ve sonra yeniden ebedi var olmak…
Musikinin sınırsız derinliğinde akıp gidiyorsunuz ebediliğe…Arkanızda dünyevi her şeyi bırakarak…Arkanızda kin,nefreti,acıyı,ölümü bırakarak…Arınıyorsunuz ağırlıklardan…Bir süre sonra Muğam size dönüşüyor,siz de muğama …
***
Azerbaycan’ın kadın milletvekilleri Karabağ’ı bir gümüş kutunun içine koyup getirdiklerinde her Türk gibi ben de yürekten vuruldum..incindim..üzüldüm..İçimde fırtınalar koptu…Böyle zamanlarda yalnız,ürkmüş,çaresiz bir çocuğun annesinin kucağına sığınması gibi ben de muğamın kucağına sığınırım…O sırlı, sihirli dünya beni içine çeker…yaralarımı sarar…gözyaşlarımı siler…içimdeki nefretin yerini sevgiyle doldurur,mücadele için inanmamı sağlar…
Mütellim Demir’in ,içinde Azerbaycan’ın kimliğini taşıyan,toprağı vatan yapan duyguyu taşıyan,nefreti aşka dönüştüren,inanç veren,umut veren,ama en önemlisi var olmaya anlam katan o yanık,o yaralı ,o sırlı sihirli sesi beni o sarsıcı gecede evimden alıp çok uzaklara götürdü..O sesle beraber İsa Bulağının tertemiz gözelerinden hayat suyu içtim,Şuşa Kalesine çıktım,Ağdamı dolaştım, Laçın derelerinde sel olup aktım…O gece Mütellim okudu ben ağladım…

SARI GELİN’İN FERYADI













Ben Sarı Gelin! Bahtsız,kimsesiz…Neredesiniz ? Duvağım çalınırken de yoktunuz..Saçlarım yolunurken de…Toprağım bölünürken de…Neredesiniz ?….

Ben Sarı Gelin!..Toprak kadar yaşlıyım...Dünya kadar..Tarih kadar…Sizin gelininizim..Sizin adaklınız..Sizin çocuğunuz….Şimdi yabancı ağızlarda anlamsız bir türkü oluverdim birdenbire…Neredesiniz?
Ben Sarı Gelin!..Muradını alamamış..kimsesiz,yetim…Ne kadar uzaktasınız…Bu toprak benim..İnsanlar yabancı..Bu nağme benim..Çalanlar yabancı..Hangi dağlarda dolaşsam benim değil..Hangi dudağa konsam soğuk…Sahte bir tebessüm gibi…Neredesiniz?.
Artık saçlarım da uzun değil..Bakü’de kestiler onları…20 ocak 1990’da…Hocalı’da kopardılar kökünden 26 şubat 1992’ de…Nerede sahipsiz ceset bulursanız benim saçımdan bir tel dağıldı oralara…Hazara atıldı başsız bedenlerim….Neredesiniz?
Ben Sarı Gelin!. Kerkük’te gömdüler beni , Musul’da ,Tebriz!de,Sincan’da(Sinkiang) …Neredesiniz ?Ben Sarı Gelin! ..Kuzularım dağılmış , çobanı yok …Duman tütmüyor bacalardan…
İçimden neler geçiyor..Yüreğimde neler var biliyor musunuz ? .Bilemezsiniz .. Bilemezsiniz..Artık nağmelerimiz aynı akortta değil…Sizin idealleriniz ulaşmıyor benim tutsak olduğum dağlara..Bahaneler üretmekle meşgulsünüz vicdanınıza..Korkularınıza uygun yalanlar uydurmakla..
Ben bir ölüyüm artık…Sizleri görüyorum bazen…Okşamak istiyorum..Ellerim kelepçeli..haykırmak istiyorum.. Ağzım kapalı..Ağlıyorum… Nefesim mezarlıktaki otları kıpırdatıyor sadece…
Beni kimlere bıraktınız böyle?
Bir şarkı fısıldanır ufuklardan,kısık bir sesle..İnsanların yiğit,atların keher olduğu çağlardan..

Nebinin bığları eşme eşmedi
Papağı gülleden deşme deşmedi
Nebinin atını heç at keçmedi
Qoy mana desinler ay nadan nebi

Sahi Nebiyi öldürdüler değil mi?Öyle ya Nebiden sonra bütün atlar geçildi artık..Topraktan pay olmaz dediler..Pay oldu değil mi?Nebi öldü…Eğer Nebiler de öldüyse..Ben ebediyen burada tutsak mı kalacağım?… Esir topraklarda,yad ağızlarda..?
Her sabah dolaşırım o dağları,içimde yüzlerce yıllık hasret..Saçlarını okşarım öksüz çocukların.Bana bakıp ağlaşırlar…Onların mezarlarını kime emanet ettiniz…Fatihaları neyle gönderiyorsunuz…Hala şen şarkılar çalıyor musunuz? Hala onları dinliyor musunuz ? Peki hangi yüzle?…
Ben Sarı gelin..Ben bir sır değilim,bir sihir..bir heyecan…Ben umudu elinden alınmış bir Azeri-Türk geliniyim..Her gelinin duvağında benden bir parça var..Her ninenin ağıdında..

Qarabağda talan var
Gözü yolda qalan var..

Ben o talan olan yurtların gözü yolda kalanıyım..Saçlarını yolanıyım..

Bir kişinin yetim qalan balasıyam balası men
Bu dünyadan qisasımı alasıyam alası men.
Gidi dünya…
Hangi yitiğin ,hangi acının kısası alındı ki umutla sesleniyorum.?.Benimle beraber umutlarınız da kaldı oralarda,onurlarınız da…Bütün masallarınız toprağa gömülü kaldı,bütün destanlarınız yarım..Kimliğiniz o taş abidelerin altında..Akbürçeklerin ağzında ebedi bir ağıt,aksakalların dudakları mühürlü..Yüzleri taşlaşmış..


Ben Sarı gelin…Satılan topraklardan sesleniyorum ..Duymuyor musunuz?


Vetenden doymuşam Nebi qınama
Dur gedek bu xelgi artıq sınama.
-Dur görüm bu ağaç benzir anama..
Telinden qoy qırım bir saçaq Nebi…


….Sarı Gelin

SARI GELİN















Saçın ucun hörmezler
Gülü sulu dermezler
Bu sevda ne sevdadır
Seni mene vermezler
Neynim aman aman
Sarı Gelin...

Kimsin sen Sarı Gelin?. Bilmiyorum... Neden seni vermezler?. Kime vermezler?. Neden bütün sevdaların bir ucu ölüme biter?. Bilmiyorum... Bildiğim tek şey sesin yüzlerce yıl öncesinden geliyormuş gibi derin... Yüzlerce yıldır acı çekiyormuşsun gibi acılı, ağıt dolu... Gözlerimi kapadığımda sarı saçlarının rüzgârı yüzümü okşayarak uçuyor sonsuzluğa doğru... Bu ne güzel koku Sarı Gelin! Ana sütü gibi, vatan hasreti gibi tarif edilmez, anlatılmaz güzellikte... Göy kelağayın omuzlarına inmiş, nefesin ovadaki otları dalgalandıran rüzgâr gibi, gülüşün Şeki dağlarında inliyor, kaval sesi gibi ya da eve dönen sürülerin çıngırak sesi gibi...

Şuşanın dağları,başı dumanlı
Qırmızı qoftalı,yaşıl tumanlı

Şuşa dağları... Şuşa dağları... Dur ağlama Sarı Gelin... Şuşa dağları Şuşa kızlarına mezar oldu, Şuşa oğulları kurban gitti o dağlarda biliyorum... Biliyorum 8 Mayıs 1992 de kurban verdik Ermeni katillerine Şuşayı
Yine de ağlama sen... Kerkük nedir diye soranlar elbette Şekiyi de hatırlamazlar, Laçını da, Ağdamı da... Hatırlayıp ağlayana da gülerler...
Sen ağlama Sarı Gelin, Bak seni bile o katillere emanet ediyorlar... Yok, yok, emanet degil bağışla... Hiç namus emanet edilir mi? Hiç vatan emanet edilir mi? Satıyorlar seni Ermenilere... İçinde bilerce yıllık gurbet duygusunu, hasret duygusunu taşıyan nağmelerini Agop`un ellerine veriyorlar, Serkis seni bağrına basmak istiyor... Sanki İradenin gözlerini oyan eller senin nağmelerini çalabilirmiş gibi, sanki Hakani`nin katline ferman veren o iğrenç ses senin nağmelerini bir kavalın kulağına üfleyebilirmiş gibi...

Bu derenin uzunu
Çoban qaytar quzunu
Ne ola bir gün görem
Nazlı yarın üzünü
Neynim aman aman
Sarı Gelin...

Ağlama Sarı Gelin, ağlama... Sen bütün Azeri-Türk gençlerinin adaklısısın, vuslat gerçekleşse de, gerçekleşmese de her Azeri-Türk kızının duvağındasın. Doğan her Azeri-Türk çocuğunun kulağına üflenen ezan sesindesin. Sen toprağa düşen her şehidin son duasındasın, mezarındasın...
Şuşa`nin işgal yıldönümlerinde seni hatırlarım, Ağdam`ın da... Laçın`ın da... Tebriz`i hatırladığımda da sen varsın, Kerkük`ü, Musul`u, Erbil`i de... Türkün son üç yüz yılının neden hep kayıplar ve acılarla dolu olduğunu düşündüğümde de sen beynimin bir köşesindesin... İnsan unutulunca ölür Sarı Gelin... Sen bizim milli marşımızsın yitiklerimize okuduğumuz... Yitik bu kadar çokken unutmak mümkün mü seni?!
Sen bizimsin Sarı Gelin... Kıpçak atamızdan yadigârsın... Kaybettiğimiz topraklarda hasretle beklenen nağmemizsin. Sen bir gün oralara dönme umudumuzsun. Aras`ın, Gülistan`ın, Türkmen Çay`ın bile bölmedığı yurdumuzsun... Toprağımızı çalmakla kültürümüzü de çalabileceklerini mi sanıyor gafiller?
Ağlama... Bizi dinle sadece... Yanık nağmen yüzlerce yıldır bizi avuttu... Bak bizim de sana sözümüz var Sarı Gelin...

Ay men aşiqem Gence var
Ay Şeki, Şirvan, Gence var
Yar yardan ayrı düşse de
Ay mehebbet ölünce var

Sarı Gelin...

21 Nisan 2009 Salı

HARAY HARAY MEN TÜRKEM




Bu yazı Güney Azərbaycandaki kardəşlərimizə dəstək amacıyla yazılmıştır







Kırgızam, Özbəkəm, Kazak,Türkmənəm
Başkurtam, Kərkükəm, elə görk mənəm
Sənin gözlədiğin garip Türk Mənəm!
Səlam Dar ağacı!
Aleyküm səlam.
Təbriz sokaklarında çığlıkların yankılandı. Binlər, on binlər, yüz binlər, milyonlar oldun… Haykırdın…Haray, Haray Mən Türkəm !... Səsini dünya duymadı…Varsın duymasın… O, işinə gəlməyəni duymaz… Ama biz də duymadık… Harayına səs gəlmedi bizim taraftan… Sustuk…Yıllardır susturulan bənliğimizə bu söz ağır gəldi… Korktuk… Ne söyləyəcəğimizi biləmədik…Gazetələrimiz, televizyonlarımız taş kesildilər, sağırlaştılar, dilsizləştilər… Uzayda gəzinən ay yıldızlı uydularımız da unuttu sizləri, içindən söküp attı… Bölücülərin, katillərin səsinə tahammül edildi də sənin “ Mən Türkəm “ diyən səsin ağır geldi taşlaşmış vicdanlara…Türksat, Türkü Sat oluverdi birdən… Bizlər də Türk Yat…!!
Bağışla kardəşim…Haray diyən səsinə kurban… Şəhriyar’dan , Səhənd’dən, Savalan’dan güç alan nəfəsinə kurban…Səttar Han, Bağır Han, Hiyabani yürekli elinə kurban… Men Türkəm diyən dilinə kurban… Arkasız kardəşim bağışla bizi...
Bir askərin harayına bin tank girdi Filistinə…Peki milyonların harayı nərədə kayboldu? Sen kimə haray çəktin? Kimi bəklədin? Kimdən ümit ettin?
Rəsimlərinizə baktım… Səttar Han yürəkli oğullara, kızlara, analara, babalara… Sizinlə yürümək istədim Təbriz küçələrində Yürüyəmədim…Yürüyəmədim.
Biliyor musunuz? Biz artık buralarda Mən Türkəm diyəmiyoruz… Nə söylənirsə söylənsin sərbəst burada... Kim söylərsə söyləsin… Mürtəci də ,bölücü də… Ancak Mən Türkəm yasak… Korkaklığı bizim damarlarımıza yürüttülər kardəşim.
Biz sustuk…Nəfəsimizi tuttuk, sonumuzu bəkliyoruz…
Bizi burada unutmayın, yalnız bırakmayın…Bizim için də yürüyün, bizim için də haykırın… Haray Haray Mən Türkəm!... Bizə kimliğimizi yenidən öğrətin… Demirdən dağları bir kərə ərittik, bir daha, bin daha əritəbiləcəğimizi hatırlatın bizə…
Börtəçinəmiz, Türk’ün Atası, Atatürk’ü ebediyete gittiğindən bu yana Türklük də ebediyete gitti sanki… Elinizdə Atamızın postərlərini görüncə gözlərim doldu, gönlüm açıldı… Sağ olun… Atamıza da bizdən çok sahip çıkıyorsunuz… Biz korkuyoruz galiba…Türkçü olmaktan da… Atatürkçü olmaktan da…
Nə kadar şanslısınız… Kurşun səsləri arasında, idam səhpaları önündə haykırıyorsunuz … Haray,Haray Mən Türkem!... Bağıracak güç, iman, inanç buluyorsunuz… Bizim ülkəmizin adı Türkiyə…Türklüktən gayrı hər şeyin sərbəst olduğu ülke…Bağıramıyoruz Səsimiz kısık, Yürəğimiz kuş yürəği… O yüzdən Harayınızı duyunca oturup ağladık…Türklük hala yaşıyor diyə…
Şəhriyar nəfəsli kardəşlərim…Sizə sıkılan kurşunları yürəğimizdə hissettik… Akan kanlarınızda bizdən də damlalar vardı inanın… O kanı Ergenekon’dan beri birliktə taşıyoruz … Siz dəmirdən dağları eritmeyi başardınız …Gazanız mübarek olsun…Bizim demirden dağlarımız kat-kat büyüməktə…
Harayınızı duyuyoruz…Çaresizliğimizi anlayın…Ağzımız kapatılmış…Yüreğimiz Kaf dağının ardına gömülmüş… Ama içimiz dolu, tıpkı gözlerimiz gibi… Bir gün sizden utanıp biz de bağıracağız… inanın… inanın… Haray Haray Biz Türküz…Şimdi sadece ağlıyoruz…Dadey! Dadey! Biz Türküz…
Türk dediğin özü, sözü merd olur.
Dost deyince ayrılmaz, bir ferd olur.
Kardaş deyip dara düşsem sığınsam,
Şimdəngerü bu bana bir dərd olur…
Bən nə diyem bu vəfasız dağlara,
Öz Kardaşı Dönək olan ağlar a!

----- ------- -----

“BÜYÜMEZ ÖLÜ ÇOCUKLAR”








Xocalı kurbanlarının aziz hatıralarına



Bir ana gülümserken yorgun ve güzel
Yüreği müjdelerle tüy gibi hafiflerken,
Orda, bir çocuk doğar sımsıcak dünyamıza
Burda ben...

Allahverdi Ağayev Settar oğlu…Sevinc Ağayarova İsaq kızı,Raman Ağayarov isaq oğlu,Şebnem Hüseynova Elxan kızı,Natevan Yusufova Penah kızı,Çingiz Abışov Nazim oğlu,Maral Hüseynova Kamil kızı…..Nerdesiniz ?
***
Dal nasıl , yaprak nasıl, ekin nasıl büyürse
Toprak nasıl uyanırsa bir incecik yağmurdan
Orda bir çocuk büyür yumak yumak bir nurdan,
Burda ben...

Nezaket Çobanova Tapdıq kızı,Çinare Abışova Nazim kızı,Ayşen Muradova Zöhrab kızı,Aynure Zeynalova Tofiq kızı,Metanet Orucova Eli kızı,Aysel Mehdiyeva Murad kızı,Sevinc Quliyeva Ekber kızı,Samir Quliyev Taleh oğlu,Mehser Hüseynov Elxan oğlu….Nerdesiniz ?

***

Koştuğu, atladığı, durduğu, uzandığı,
Düşüp kaldığı yerlerde gözbebeğim var.
Orda, toz-toprak içinde bir çocuk ağlar,
Burda ben...

Elnare Aslanova Tofiq kızı,Anahid Hümbetova Eldar kızı,Yegane Emirova Tevekkül kızı,Servan Sefiyev Elxan oğlu,Ağasif Veliyev Bekir oğlu,Lale Xelilova Tahir kızı…Neredesiniz ?

***

Ne oyun oynamak ister, ne uyku ne su,
Ne elişi resimleri gönlünü alır.
Orda, bir uzak evde bir çocuk yetim kalır,
Burda ben...
Elşad,Emin,Simuzer,Behram,Selim,Receb,Letafet,Nesibe,Ceyhun,Niyameddin,Gülmira,Zahir,Elgiz,Elçin,Natiq,Ayşen,Azer,Samir,Vüqar…Neredesiniz ?

Onlar size cevap veremeyecekler..Çünkü konuşmaz ölü çocuklar
***
Dokunsam, martı gibi uçup gidecek sanki,
Solgun yüzlü bir avuç kar.
Orda, bir gece yarısı, bir hasta çocuk sayıklar,
Burda ben...

Onlar bütün dünyanın gözleri önünde öldüler…Öldürüldüler…En küçüğü bir yaşındaydı..Aygün…En büyüğü de 18 yaşında..Saadet…Siz onların adını bile bilmiyorsunuz…Oysa onlar bir okulun iki sınıfını dolduracak kadar çoktular..56 çocuk…Onlar öldüler..Siz onları unuttunuz.
Ben bir Öğretmenim..Benim okutacağım,sizin okutacağınız,dünyayı gülüşleriyle renklendirecek 56 çocuk öldürüldüler …Babalarıyla , anneleriyle , kardeşleriyle dedeleriyle,nineleriyle beraber..Xocalı’da 25 Şubatı 26’ya bağlayan gece 1992’de..Sınıflarım boş kaldı..dünyamın gülüşü donup kaldı…Bilmem duydunuz mu..Derler ki her çocuk ölümünde melekler de ağlarmış…Yağmur olup akarmış gözyaşları dünyaya…Çocuk mezarlarının üstüne
Ermeniler…Hani yüzyıllardır bünyesinde yaşadıkları her ülkeye ihanet eden,bize ait toprakları; O toprakların üstündeki abideleri;O abideleri yaratan kültürü çalan,çalmaya devam eden katiller..Çocuklarımızı onlar öldürdüler..Bir çoğunu aileleriyle birlikte…
Siz bunları biliyor musunuz? Peki ne yaptınız o zaman ? Topraklar orada kaldı,mezarlar orada kaldı,şeref orada kaldı,katiller orada kaldı…Şimdi anlaşma yapmaya çalışıyorsunuz…Referandum..Çocukları öldüren o elleri sıkmaya çalışıyorsunuz…Ölenlerden izin aldınız mı peki?..Onlar affettiler mi katillerini?

Birden bire uyanır bir ana uykusundan,
Sapsarı bir korkuyla bakakalır nefessiz.
Orda, sabaha karşı bir çocuk ölür sessiz,
Burda ben...