Saçın ucun hörmezler
Gülü sulu dermezler
Bu sevda ne sevdadır
Seni mene vermezler
Neynim aman aman
Sarı Gelin...
Kimsin sen Sarı Gelin?. Bilmiyorum... Neden seni vermezler?. Kime vermezler?. Neden bütün sevdaların bir ucu ölüme biter?. Bilmiyorum... Bildiğim tek şey sesin yüzlerce yıl öncesinden geliyormuş gibi derin... Yüzlerce yıldır acı çekiyormuşsun gibi acılı, ağıt dolu... Gözlerimi kapadığımda sarı saçlarının rüzgârı yüzümü okşayarak uçuyor sonsuzluğa doğru... Bu ne güzel koku Sarı Gelin! Ana sütü gibi, vatan hasreti gibi tarif edilmez, anlatılmaz güzellikte... Göy kelağayın omuzlarına inmiş, nefesin ovadaki otları dalgalandıran rüzgâr gibi, gülüşün Şeki dağlarında inliyor, kaval sesi gibi ya da eve dönen sürülerin çıngırak sesi gibi...
Şuşanın dağları,başı dumanlı
Qırmızı qoftalı,yaşıl tumanlı
Şuşa dağları... Şuşa dağları... Dur ağlama Sarı Gelin... Şuşa dağları Şuşa kızlarına mezar oldu, Şuşa oğulları kurban gitti o dağlarda biliyorum... Biliyorum 8 Mayıs 1992 de kurban verdik Ermeni katillerine Şuşayı
Yine de ağlama sen... Kerkük nedir diye soranlar elbette Şekiyi de hatırlamazlar, Laçını da, Ağdamı da... Hatırlayıp ağlayana da gülerler...
Sen ağlama Sarı Gelin, Bak seni bile o katillere emanet ediyorlar... Yok, yok, emanet degil bağışla... Hiç namus emanet edilir mi? Hiç vatan emanet edilir mi? Satıyorlar seni Ermenilere... İçinde bilerce yıllık gurbet duygusunu, hasret duygusunu taşıyan nağmelerini Agop`un ellerine veriyorlar, Serkis seni bağrına basmak istiyor... Sanki İradenin gözlerini oyan eller senin nağmelerini çalabilirmiş gibi, sanki Hakani`nin katline ferman veren o iğrenç ses senin nağmelerini bir kavalın kulağına üfleyebilirmiş gibi...
Bu derenin uzunu
Çoban qaytar quzunu
Ne ola bir gün görem
Nazlı yarın üzünü
Neynim aman aman
Sarı Gelin...
Ağlama Sarı Gelin, ağlama... Sen bütün Azeri-Türk gençlerinin adaklısısın, vuslat gerçekleşse de, gerçekleşmese de her Azeri-Türk kızının duvağındasın. Doğan her Azeri-Türk çocuğunun kulağına üflenen ezan sesindesin. Sen toprağa düşen her şehidin son duasındasın, mezarındasın...
Şuşa`nin işgal yıldönümlerinde seni hatırlarım, Ağdam`ın da... Laçın`ın da... Tebriz`i hatırladığımda da sen varsın, Kerkük`ü, Musul`u, Erbil`i de... Türkün son üç yüz yılının neden hep kayıplar ve acılarla dolu olduğunu düşündüğümde de sen beynimin bir köşesindesin... İnsan unutulunca ölür Sarı Gelin... Sen bizim milli marşımızsın yitiklerimize okuduğumuz... Yitik bu kadar çokken unutmak mümkün mü seni?!
Sen bizimsin Sarı Gelin... Kıpçak atamızdan yadigârsın... Kaybettiğimiz topraklarda hasretle beklenen nağmemizsin. Sen bir gün oralara dönme umudumuzsun. Aras`ın, Gülistan`ın, Türkmen Çay`ın bile bölmedığı yurdumuzsun... Toprağımızı çalmakla kültürümüzü de çalabileceklerini mi sanıyor gafiller?
Ağlama... Bizi dinle sadece... Yanık nağmen yüzlerce yıldır bizi avuttu... Bak bizim de sana sözümüz var Sarı Gelin...
Ay men aşiqem Gence var
Ay Şeki, Şirvan, Gence var
Yar yardan ayrı düşse de
Ay mehebbet ölünce var
Sarı Gelin...
Şuşanın dağları,başı dumanlı
Qırmızı qoftalı,yaşıl tumanlı
Şuşa dağları... Şuşa dağları... Dur ağlama Sarı Gelin... Şuşa dağları Şuşa kızlarına mezar oldu, Şuşa oğulları kurban gitti o dağlarda biliyorum... Biliyorum 8 Mayıs 1992 de kurban verdik Ermeni katillerine Şuşayı
Yine de ağlama sen... Kerkük nedir diye soranlar elbette Şekiyi de hatırlamazlar, Laçını da, Ağdamı da... Hatırlayıp ağlayana da gülerler...
Sen ağlama Sarı Gelin, Bak seni bile o katillere emanet ediyorlar... Yok, yok, emanet degil bağışla... Hiç namus emanet edilir mi? Hiç vatan emanet edilir mi? Satıyorlar seni Ermenilere... İçinde bilerce yıllık gurbet duygusunu, hasret duygusunu taşıyan nağmelerini Agop`un ellerine veriyorlar, Serkis seni bağrına basmak istiyor... Sanki İradenin gözlerini oyan eller senin nağmelerini çalabilirmiş gibi, sanki Hakani`nin katline ferman veren o iğrenç ses senin nağmelerini bir kavalın kulağına üfleyebilirmiş gibi...
Bu derenin uzunu
Çoban qaytar quzunu
Ne ola bir gün görem
Nazlı yarın üzünü
Neynim aman aman
Sarı Gelin...
Ağlama Sarı Gelin, ağlama... Sen bütün Azeri-Türk gençlerinin adaklısısın, vuslat gerçekleşse de, gerçekleşmese de her Azeri-Türk kızının duvağındasın. Doğan her Azeri-Türk çocuğunun kulağına üflenen ezan sesindesin. Sen toprağa düşen her şehidin son duasındasın, mezarındasın...
Şuşa`nin işgal yıldönümlerinde seni hatırlarım, Ağdam`ın da... Laçın`ın da... Tebriz`i hatırladığımda da sen varsın, Kerkük`ü, Musul`u, Erbil`i de... Türkün son üç yüz yılının neden hep kayıplar ve acılarla dolu olduğunu düşündüğümde de sen beynimin bir köşesindesin... İnsan unutulunca ölür Sarı Gelin... Sen bizim milli marşımızsın yitiklerimize okuduğumuz... Yitik bu kadar çokken unutmak mümkün mü seni?!
Sen bizimsin Sarı Gelin... Kıpçak atamızdan yadigârsın... Kaybettiğimiz topraklarda hasretle beklenen nağmemizsin. Sen bir gün oralara dönme umudumuzsun. Aras`ın, Gülistan`ın, Türkmen Çay`ın bile bölmedığı yurdumuzsun... Toprağımızı çalmakla kültürümüzü de çalabileceklerini mi sanıyor gafiller?
Ağlama... Bizi dinle sadece... Yanık nağmen yüzlerce yıldır bizi avuttu... Bak bizim de sana sözümüz var Sarı Gelin...
Ay men aşiqem Gence var
Ay Şeki, Şirvan, Gence var
Yar yardan ayrı düşse de
Ay mehebbet ölünce var
Sarı Gelin...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder