9 Temmuz 2009 Perşembe

KÜRŞAD ÖLDÜ














Kürşad yere düşmüş…Kanlar içinde… Yüzlerce, binlerce Çin uğrusu kan kokusundan sarhoş olmuşçasına ellerindeki sopalarla yerdeki bedene vuruyorlar… Kürşad yere düşmüş kanlar içinde…Üzerine yağmur gibi yağan sopaları hissetmiyor… Bütün kemikleri parçalanmış…Kaburgaları ciğerine batmış…Gökyüzüne bakıyor…Ayı arıyor…Buluyor…Dolunay var…Bir an ayın üçe bölündüğünü görür gibi oluyor…Bir sopa kanla dolmuş gözlerine iniyor….
***
Bir haftadır Doğu Türkistan’da vahşet var . Çinliler ordu ve polisin de yardımıyla Türk avına çıkmışlar … Ölü,yaralı,tutuklu sayısı bilinmiyor… Tür kiye’den ses yok…Belki de Tür kiye’de Türk yok…Burada da Türk avına çıkılmış … Asker avlıyorlar…Demokrasi adına … Av var … Bütün dünya Türk avlıyor.
Geçen hafta Kerkük’te bomba patladı…458 Türk öldü…Tür kiye’den ses yok..Belki de Tür kiye’de Türk yok…Sokaklarda insanlar kendi halinde.Yarışma programları devam ediyor.Pazarlama programları da… Nohut tüccarları memnun … Nohut yiyenler de…
Mayınlar patlıyor,Türk askerleri ölüyor,yaralanıyor…Tür kiyeden ses yok…Belki de Tür kiye’de Türk yok… Mehmedim,Mehmetçik,Mehmetcan,Mehmetkurban,parçalanmış kolunu,bacağını arıyor…Gözlerini arıyor…Tür kiye’den ses yok…Belki de Tür kiye’de Türk yok…Dizi filmlerde bozuk,iğrenç aksanlı insanlar patlak gözleriyle kurşun sıkıyorlar…Kurşun Mehmedime değiyor…Bir soytarı güvercin kanadına yüklüyor barışı…Nohutçular çekirdek çitleyerek seyrediyorlar…
Bir Ermeni toprak bütünlüğünü tanımıyor . Terör ve kanla boyuyor Türkün yaşadığı her coğrafyayı … Tür kiyeden ses yok…Belki de Tür kiye’de Türk yok…Sınır açılsın ticaret yapacağız diyor iğrenç aksanlı bir adam…Akşam otellerde ucuz parfüm kokusu ve loş ışıklar altında pazarlıyor mallarını…
Birkaç hain taraf olmuş Türk ordusuna saldırıyor… Tür kiyeden ses yok…Belki de Tür kiye’de Türk yok…Türk ordusunu,peygamber ocağını ,peygamberi olmayanlar parçalamaya çalışıyor … Seyirciler kendi oğullarının çarpışıp şehit düştüğü ordunun arkasında duramıyorlar … sırıtarak anlamsızca izliyorlar bu adı konulmuş katliamı…
Doğu Türkistanlı ağlayarak konuşuyor…Türkçe konuşuyor… İki camimizi yakıp yıktılar Urumçi de diyor,500’den fazla Müslüman Türk öldürüldü diyor,6000 Türk tutuklandı diyor…Onları idam edecekler diyor…Türkiye acilen destek olmalı diyor… Tür kiyeden ses yok… Belki de Tür kiye’de Türk yok… Nohutçular anlamıyorlar konuşulanları Biri sırıtarak diğerine ; Urum çi ..Urum diyor bu,Urum … Gâvurdur, gâvur…Boş ver…Boş veriyorlar…Yalnız Araplar için ağlıyor kendi kardeşine kör bakan gözleri..
Hiç kimse ağlamıyor onlara … Her kes kendi filmini seyrediyor…Tiyatro sahnesi olmuş ülke…Her kes kendi oyununu sahneliyor...Türk diz üstü çöktürülmüş kafası kesilmek isteniyor… Tür kiyeden ses yok…Belki de Tür kiye’de Türk yok… Yüreği yanıyor birilerinin … Yazmaya çalışıyor feryatlarını… Tür kiye okumuyor …
***
Kürşad yere düşmüş … Kanlar içinde … Yüzlerce, binlerce Çin uğrusu kan kokusundan sarhoş olmuşçasına ellerindeki sopalarla yerdeki bedene vuruyorlar … Kürşad yere düşmüş kanlar içinde … Üzerine yağmur gibi yağan sopaları hissetmiyor … Bütün kemikleri parçalanmış … Kaburgaları ciğerine batmış…Gökyüzüne bakıyor…Ayı arıyor … Buluyor … Dolunay var … Bir an ayın üçe bölündüğünü görür gibi oluyor … Bir sopa kanla dolmuş gözlerine iniyor….

10 Mayıs 2009 Pazar

ANNEME FATİHA NİYETİNE






Cızırtılı bir kaset,sanki ötelerden ,başka bir alemden gelen ince ve yanık bir kadın sesi…Bir türkü…Sözlerine çok anlam veremiyor çocuk…Bazılarını anlayamıyor…Başı annesinin dizinde,eşlik etmeye çalışıyor…
Genceden furgun gelir
Atları yorgun gelir
Qoy başın dizim üstte
Gör nece yuxun gelir…
Cızırtılı bir kaset,gözleri yaşarıyor adamın,bir an elini saçlarına götürüyor,sanki annesinin eli kırk yıl önceki gibi saçlarında dolaşıyor.Sanki bin yıl ötesinden gelen cızırtılı,ince,yanık kadın sesi odayı dolduruyor.Neler neler var o türkülerde…Gence,maral,furgun ,yar,vatan,hasret..daha çok gurbet,gurbet..
Gence neresi anne, furgun ne ? diye soruyor çocuk…Kasetin içinden cızırtılı bir sesle cevap veriyor annesi ; …Vatan diyor,yar diyor,gülebatın diyor,can diyor Azer diyor,Kaf dağı diyor..Sürgün diyor,ölüm diyor…Çocuğun içine giriyor o sihirli dünya…Hasret deyince,sürgün deyince,ayrılık deyince korkuyor,ürperiyor…Annesinin dizinde büzülüp kucağına sokuluyor…Annesi saçını okşuyor usulca..Can diyor,Azer diyor ,Gence diyor,dağ diyor ,vatan diyor …sakinleşiyor çocuk yüreği…
Benim annem bir kasetin içinde şimdi..yıllardır hep aynı türküleri söylüyor…Onu özlediğim zaman,ekmek kokan o mübarek ellerini saçımda hissetmek istediğim zaman,o cızırtılı eski kaseti açıyorum…Ben beş yasında bir çocuk oluyorum hemencecik..O da benden genç güleç bir kadın..Sanki hiç ölmemiş gibi saçlarımı okşuyor…O Gence türküsünü okuyor..ince yanık bir sesle… O Gence türküsünü...İçime Gence’yi , Tebriz’i ,Karabağ’ı , Kepez’i,Göy Göl’ü ,Azerbaycan’ı bir bayrak gibi nakşeden o Gence türküsünü…
Benim de bir annem olsa annemin
Beşiğini seve seve sallardım
Gülse güller açılırdı içimde
Ve ağlasa inci inci ağlardım.

Işılda ey mavi saray ışılda
Pırıl pırıl şehnişinler , kapılar .
Senin kırk gün kırk gecelik düğünün ,
Benim kırk gün kırk gecelik yasım var.

Oğlun oldum ey anneler annesi,
Türküce de masalca da bilirim .
Şehnişinden sarkıtırsan saçını,
Saçlarına tırmanarak gelirim.

Benim annem bir kasetin içinde..Aynı yaşında,aynı güzellikte,aynı türküleri,aynı yanık sesle söylüyor…Kasetteki çocuk annesine sokuluyor..Dışarıdaki çocuk ağlıyor…

6 Mayıs 2009 Çarşamba

ÜÇ SUİKAST , BİR İHANET




Türk milletinin başına gelenleri onun kendi tarihinde bulursunuz. Her satırı ibretle doludur. Ama Türk aksiyon adamıdır, okumayı sevmez.O yüzden Tarih tekerrürden ibarettir sözü sanki Türk milleti için söylenmiştir.Çünkü Türk milleti hiç ibret almadığı için,tarih onun için hep tekerrür etmiştir…
O yere doğru gidersen Türk milleti öleceksin (…) Türk milleti tokluğun kıymetini bilmezsin. Acıksan, tokluk düşünmezsin. Bir doysan açlığı düşünmezsin. Öyle olduğun için,beslemiş olan kağanın sözünü almadan her yere gittin.Hep orda mahvoldun,yok edildin.Orda geri kalanınla her yere hep zayıflayarak ölerek yürüyordun…
Bu cümleler 732 yılında Kül Tigin abidelerine kazınmıştır,735 yılında da Bilge Kağan abidelerine… Aradan geçen 1377 yılda irili ufaklı bir çok Türk devleti kurulmuş ve yıkılmıştır.
1377 yılda Dünya değişmiş…Çağlar açılıp çağlar kapanmış…Her şey değişse de değişmeyen tek şey kalmış… Türk milletinin karakteri; ”… Türk milleti tokluğun kıymetini bilmezsin. Acıksan, tokluk düşünmezsin. Bir doysan açlığı düşünmezsin.
***
Bu gün dünyada Türk soylu 6 devlet var. Birbirleriyle ilişkisi sadece hamasi nutuklarda kalmış, birbirlerine soğuk,birbirlerini sevmeyen,birbirlerine danışmayan 6 devlet…
Bu devletlerin 5’i Rus ninnisiyle uyumuş uyumuş, ama hiç büyümemişler. Biri ise Avrupa devletleri ve Amerika’nın paylaşım planlarından son liderinin olağanüstü gayretiyle güçlükle kurtulmuş ve onun vefatıyla bir müddet Rus ninnisi dinlemişse de Avrupa ve Amerika ninnisi daha cazip geldiği için son 60 yıldır usanmadan, utanmadan bu ninnileri dinlemeye başlamış…
Aslında bu masal bütün Türk milletince bilinir bilinmesine de ne tuhaftır ki Türk milletinde bir şey ne kadar çok bilinirse o kadar çok çözümsüz kalır...” Türk milleti tokluğun kıymetini bilmezsin. Acıksan, tokluk düşünmezsin. Bir doysan açlığı düşünmezsin.”
***
Türkiye de yaşayan Anadolu Türkleri ile Azerbaycan’da yaşayan Azeri Türkleri yüce Türk milletinin birer ferdidir. Aynı soydur,aynı boydur…Diğer Türk devletleri de öyle…
Dede Korkut,Fuzuli,Ali Şir Nevai, Manas, Alpamış, Divan-ı Lügat’üt-Türk, Molla Nesreddin,Nasrettin Hoca,Nasrattın Ependi,Yunus Emre öyle diyor…Onlar öyle diyorlarsa doğrudur…Çünkü onlar bizim milli kimliğimiz,ortak hafızamızdır.
Millet olmanın en önemli vasıfları ortak kültür, ortak tarih ve ortak dildir.Bu 6 ülkenin kültürleri,tarihleri ve dilleri ortak oldukları halde henüz millet olma ruhuna ve şuuruna sahip olamamaları incelenmesi gereken çok ilginç bir durumdur.
***
Azerbaycan ve Türkiye’nin toplam nüfusu yaklaşık olarak 87 milyondur. Bu 87 milyonluk aynı soydan gelen kardeş iki ülkenin yaklaşık 100 yıldır ortak bir meseleleri vardır. Ermeni meselesi…
87 milyonluk bu iki kardeş ülkenin ortak meselesi olan Ermenistan’ın nüfusu da yaklaşık olarak 2,5 milyondur…Ama nedense bu iki kardeş neredeyse bir asırdır göze kaçan sinek misali Ermeni meselesiyle uğraşmaktadır…Ne kadar ilginç değil mi ?
O zaman akla şu ihtimaller gelmektedir ; ya Ermeniler nüfuslarına rağmen çok güçlü ve yiğit bir millettir ya da işin içinde başka bir iş vardır…
Ermeniler tarihleri boyunca ne güçlü olmuşlardır ne de yiğit…Onlar tarihleri boyunca kanla beslenen bir terör şebekesinden başka bir şey olamamışlardır…Güçlü ellerin maşası olmuşlardır…Bu özelliklerinden dolayı da güçlü ellerin yardımıyla cinayetleriyle lekeledikleri topraklarda,kadim Türk topraklarında bir devlet kurma fırsatı yakalamışlardır…
Ermenileri besleyen eller Rusya,Amerika ve Avrupa devletleridir.Önce Kafkasya’da tampon bölge oluşturmak için Çarlık Rusyası tarafından kullanılmış sonra da Osmanlı İmparatorluğunu parçalamak için yine Rusya ve Avrupa devletleri tarafından kullanılmıştır…Kısaca Ermenilerin işledikleri her cinayetten Rusya,Amerika ve Avrupa devletleri aynı oranda sorumludurlar…Uzaktan bakılınca dünyayı yöneten,büyük kültür ve medeniyetlere beşiklik eden bu devletler biraz daha yakından baktığınızda ne yazık ki eli kanlı bir katilin adi birer suç ortağından başka bir şey değillerdir.En acısı da bizleri hayali soykırımlarla suçlayan bu devletlerin tarihlerine göz atarsanız hepsinin katliam ve soykırımlarla dolu olduğunu görürsünüz
Bütün bunlar herkesin bildiği artık sıradanlaşmış gerçekler…Öyleyse neden tekrar ele alıyoruz?Eğer söylediklerimiz yeni değilse neden tekrar etme gereği duyuyoruz?
Burada ilginç olan küçük bir nokta var…Rusya Ermenistan’ın iç ve dış güvenliğini sağlıyor…Yani Azerbaycan’ın yüzde yirmisini Ruslar işgal etti sayılır…Türkiye’yi sürekli huzursuz eden Ermenilerin soykırım iddialarının arkasında ise Amerika ve Avrupa devletleri var… Yani yıllardır Türkiye’ye rahat,huzur vermeyen bu iddiaların asıl sahibi Amerika ve Avrupa devletleri..
Bunları Azerbaycan ve Türkiye biliyor mu? Evet…İlginç olan küçük nokta işte tam burada ortaya çıkıyor…Azerbaycan yönetimi başı sıkıştığında ülkesini Ermeni üniformasıyla işgal eden Rusya’ya koşuyor…Türkiye’nin ise en büyük güvencesi(!) kendini yıkmaya çalışan,soykırım iftirasını üzerine atan, her fırsatta kendini aşağılayan,kahraman Mehmetçiğinin başına çuval geçiren,ülkesinin bir bölümünde ayrı bir devlet kurmaya çalışan Amerika ve Avrupa devletleri…Ne dersiniz ? Yeterince ilginç mi? Değilse anlatmaya devam edelim…
***
Son bir yılda Türkiye –Azerbaycan ilişkileri tarihinin en kötü durumuna düşmüştür. Her iki devlette de karşılıklı güvensizlik had safhadadır. Burada söz konusu olan Anadolu Türkleriyle Azerbaycan Türkleri’nin durumu değil. Onlar birbirlerine asla kopmayacak bağlarla bağlılar Söz konusu olan Azerbaycan Devletiyle Türkiye Devletinin karşılıklı ilişkileri.
Türkiye Amerikan kılavuzluğuyla bir Ermeni-Türkiye barış anlaşması yapmaya çalışıyor…Azerbaycan bu anlaşma çabalarında akıl almaz bir şekilde taraf olma yerine dolgu malzemesi durumuna düşürülüyor .Asıl amaç Amerika ve Avrupa ülkelerinin Kafkasya’daki enerji paylaşımı…Azerbaycan uzun müddet uyanamıyor yattığı uykusundan…Derken Azerbaycan’a sesli bir mesaj veriliyor birileri tarafından…Azerbaycan Hava Kuvvetleri Komutanı anlaşılmaz(!) bir şekilde alçakça bir suikasta kurban gidiyor…Kuvvet komutanı kendi ülkesinde öldürülen ve aylardır bu konuda tatmin edici bir sonuç alamayan bir devletin bağımsız olup olmadığı konusu her zaman tartışma konusudur ve olay çözülünceye kadar da tartışma konusu olarak kalacaktır.
Azerbaycan bu kanlı mesajdan sonra konumunu değerlendirir ve tam bu sırada Türkiye’nin de büyük desteğiyle ikinci suikast gerçekleşir…Azerbaycan ve Türkiye hükümeti elbirliğiyle bilge Türk liderinin büyük bir isabetle gösterdiği “ Bir millet iki devlet “ arasındaki kardeşlik ilişkisini mahvetmeye çalışırlar.
Her iki taraf da içinde biriktirdiklerini birbirlerine söylerler…Azerbaycan Rusya’ya koşar,Türkiye Ermenistan’ın arkasına geçer…Bir akıl tutulması başlar…” Düşman güler,dost qem yiyer “ Birlik neredeyse kopmak üzeredir…
Tanrıya şükür her iki ülkenin yiğit Türk kadınları ortaya çıkarlar… Savaşı durdurmak için ortaya başörtülerini atma geleneğini hatırlatırcasınabu iki kardeş devletin arasına Karabağ toprağını atmaya kıyamazlar da bir gümüş kutunun içine koyup iki Türk devletinin âkil adamlarına sunarlar ve onların daha derin düşünmesini sağlarlar…
***
Üçüncü suikast en acısıdır ve ne yazık ki bunun bedelini yine çocuklarımız öderler . Üniversitemiz basılır 17 evladımız Kafkasya’daki iğrenç enerji paylaşımı siyasetinin en masum kurbanları olurlar . Burası sözün bittiği yerdir…
Üç suikastın amacı yüce Türk milletini tek bir ihanete doğru sürüklemektir Bu ihanet yüce Türk birliğinin kırılması, bozulmasıdır.
Ey yüce Türk milleti…Kardeşlerin varken düşmanlarına koşma,kardeşlerinin elini tutmak varken düşmanlarının elini sıkma,kardeşinin evine girilmişse kendi evine girilmiş say,kardeşlerinin kusurlarını sayıp dökmek yerine meziyetlerini görmeye çalış, birlik ol,kendine güven,kardeşlerine güven ve 1377 yıl önce atanın taşlara kazıdığını aklına kazı…yoksa ;

“ …O yere doğru gidersen Türk milleti öleceksin …“

24 Nisan 2009 Cuma

MUĞAMIN FERYADI













Önce tarın sihirli ,insanı ötelere götüren sesi duyuluyor,sonra kemanın inleyen,ağlayan,yardım dileyen sesi…Sonra yanık bir feryat kopuyor…Bir vaveyla...Azerbaycan feryad ediyor..
Bin yılın,binlerce yılın feryadı bu…İçinde neler var neler…Sona bülbüller,gülebatın,dağ,ismi pünhan,dert ,gam,keder,acı,ayrılık ,soykırım,göç,gözyaşı…Sonra yine aşk,yine aşk…Türk tarihi cisimleşmiş Mütellim’in feryatlarında…
Okuyor Mütellim,sözlerinde çok eski,yüksek bir medeniyetin kapıları açılıyor bu yaslı, yaralı dünyamıza…Yaralı bir kurt gibi inliyor..Sözleri nal seslerinin kılıç şakırtılarının dostların yüreğine güven düşmanların yüreğine korku saldığı çağları hatırlayarak,hatırlatarak…
Okuyor Mütellim…Binlerce yıllık medeniyetin en saf,en temiz ,lekesiz duygularını…
Gözlerin aldı meni
Kemende saldı meni
Getme getme gel
Amandı qoymayın
Yar gözden saldı meni
Getme getme gel..
Okuyor Mütellim…Her kelimesinde binlerce yıllık o derin manayı ,ahdi, acıyı, sözü, şerefi hatırlatıyor hatırlaması gerekenlere…
Okuyor Mütellim…Binlece yıldır sönmeyen ebedi ateşi hançeresinden çıkarıp,bu kanlı,bu kalpsiz,bu soğuk dünyaya aşkın en derin sıcaklığıyla sunuyor…Sarıp sarmalıyor sizi muğamın o eşsiz ahenkli dünyası…Mütellim’in acılı,ağrılı feryadı yol gösteriyor Muğamın o derin,boyutsuz,zamansız ve mekansız evreninde…Kaybolmak istiyorsunuz,eriyip yok olmak ve sonra yeniden ebedi var olmak…
Musikinin sınırsız derinliğinde akıp gidiyorsunuz ebediliğe…Arkanızda dünyevi her şeyi bırakarak…Arkanızda kin,nefreti,acıyı,ölümü bırakarak…Arınıyorsunuz ağırlıklardan…Bir süre sonra Muğam size dönüşüyor,siz de muğama …
***
Azerbaycan’ın kadın milletvekilleri Karabağ’ı bir gümüş kutunun içine koyup getirdiklerinde her Türk gibi ben de yürekten vuruldum..incindim..üzüldüm..İçimde fırtınalar koptu…Böyle zamanlarda yalnız,ürkmüş,çaresiz bir çocuğun annesinin kucağına sığınması gibi ben de muğamın kucağına sığınırım…O sırlı, sihirli dünya beni içine çeker…yaralarımı sarar…gözyaşlarımı siler…içimdeki nefretin yerini sevgiyle doldurur,mücadele için inanmamı sağlar…
Mütellim Demir’in ,içinde Azerbaycan’ın kimliğini taşıyan,toprağı vatan yapan duyguyu taşıyan,nefreti aşka dönüştüren,inanç veren,umut veren,ama en önemlisi var olmaya anlam katan o yanık,o yaralı ,o sırlı sihirli sesi beni o sarsıcı gecede evimden alıp çok uzaklara götürdü..O sesle beraber İsa Bulağının tertemiz gözelerinden hayat suyu içtim,Şuşa Kalesine çıktım,Ağdamı dolaştım, Laçın derelerinde sel olup aktım…O gece Mütellim okudu ben ağladım…

SARI GELİN’İN FERYADI













Ben Sarı Gelin! Bahtsız,kimsesiz…Neredesiniz ? Duvağım çalınırken de yoktunuz..Saçlarım yolunurken de…Toprağım bölünürken de…Neredesiniz ?….

Ben Sarı Gelin!..Toprak kadar yaşlıyım...Dünya kadar..Tarih kadar…Sizin gelininizim..Sizin adaklınız..Sizin çocuğunuz….Şimdi yabancı ağızlarda anlamsız bir türkü oluverdim birdenbire…Neredesiniz?
Ben Sarı Gelin!..Muradını alamamış..kimsesiz,yetim…Ne kadar uzaktasınız…Bu toprak benim..İnsanlar yabancı..Bu nağme benim..Çalanlar yabancı..Hangi dağlarda dolaşsam benim değil..Hangi dudağa konsam soğuk…Sahte bir tebessüm gibi…Neredesiniz?.
Artık saçlarım da uzun değil..Bakü’de kestiler onları…20 ocak 1990’da…Hocalı’da kopardılar kökünden 26 şubat 1992’ de…Nerede sahipsiz ceset bulursanız benim saçımdan bir tel dağıldı oralara…Hazara atıldı başsız bedenlerim….Neredesiniz?
Ben Sarı Gelin!. Kerkük’te gömdüler beni , Musul’da ,Tebriz!de,Sincan’da(Sinkiang) …Neredesiniz ?Ben Sarı Gelin! ..Kuzularım dağılmış , çobanı yok …Duman tütmüyor bacalardan…
İçimden neler geçiyor..Yüreğimde neler var biliyor musunuz ? .Bilemezsiniz .. Bilemezsiniz..Artık nağmelerimiz aynı akortta değil…Sizin idealleriniz ulaşmıyor benim tutsak olduğum dağlara..Bahaneler üretmekle meşgulsünüz vicdanınıza..Korkularınıza uygun yalanlar uydurmakla..
Ben bir ölüyüm artık…Sizleri görüyorum bazen…Okşamak istiyorum..Ellerim kelepçeli..haykırmak istiyorum.. Ağzım kapalı..Ağlıyorum… Nefesim mezarlıktaki otları kıpırdatıyor sadece…
Beni kimlere bıraktınız böyle?
Bir şarkı fısıldanır ufuklardan,kısık bir sesle..İnsanların yiğit,atların keher olduğu çağlardan..

Nebinin bığları eşme eşmedi
Papağı gülleden deşme deşmedi
Nebinin atını heç at keçmedi
Qoy mana desinler ay nadan nebi

Sahi Nebiyi öldürdüler değil mi?Öyle ya Nebiden sonra bütün atlar geçildi artık..Topraktan pay olmaz dediler..Pay oldu değil mi?Nebi öldü…Eğer Nebiler de öldüyse..Ben ebediyen burada tutsak mı kalacağım?… Esir topraklarda,yad ağızlarda..?
Her sabah dolaşırım o dağları,içimde yüzlerce yıllık hasret..Saçlarını okşarım öksüz çocukların.Bana bakıp ağlaşırlar…Onların mezarlarını kime emanet ettiniz…Fatihaları neyle gönderiyorsunuz…Hala şen şarkılar çalıyor musunuz? Hala onları dinliyor musunuz ? Peki hangi yüzle?…
Ben Sarı gelin..Ben bir sır değilim,bir sihir..bir heyecan…Ben umudu elinden alınmış bir Azeri-Türk geliniyim..Her gelinin duvağında benden bir parça var..Her ninenin ağıdında..

Qarabağda talan var
Gözü yolda qalan var..

Ben o talan olan yurtların gözü yolda kalanıyım..Saçlarını yolanıyım..

Bir kişinin yetim qalan balasıyam balası men
Bu dünyadan qisasımı alasıyam alası men.
Gidi dünya…
Hangi yitiğin ,hangi acının kısası alındı ki umutla sesleniyorum.?.Benimle beraber umutlarınız da kaldı oralarda,onurlarınız da…Bütün masallarınız toprağa gömülü kaldı,bütün destanlarınız yarım..Kimliğiniz o taş abidelerin altında..Akbürçeklerin ağzında ebedi bir ağıt,aksakalların dudakları mühürlü..Yüzleri taşlaşmış..


Ben Sarı gelin…Satılan topraklardan sesleniyorum ..Duymuyor musunuz?


Vetenden doymuşam Nebi qınama
Dur gedek bu xelgi artıq sınama.
-Dur görüm bu ağaç benzir anama..
Telinden qoy qırım bir saçaq Nebi…


….Sarı Gelin

SARI GELİN















Saçın ucun hörmezler
Gülü sulu dermezler
Bu sevda ne sevdadır
Seni mene vermezler
Neynim aman aman
Sarı Gelin...

Kimsin sen Sarı Gelin?. Bilmiyorum... Neden seni vermezler?. Kime vermezler?. Neden bütün sevdaların bir ucu ölüme biter?. Bilmiyorum... Bildiğim tek şey sesin yüzlerce yıl öncesinden geliyormuş gibi derin... Yüzlerce yıldır acı çekiyormuşsun gibi acılı, ağıt dolu... Gözlerimi kapadığımda sarı saçlarının rüzgârı yüzümü okşayarak uçuyor sonsuzluğa doğru... Bu ne güzel koku Sarı Gelin! Ana sütü gibi, vatan hasreti gibi tarif edilmez, anlatılmaz güzellikte... Göy kelağayın omuzlarına inmiş, nefesin ovadaki otları dalgalandıran rüzgâr gibi, gülüşün Şeki dağlarında inliyor, kaval sesi gibi ya da eve dönen sürülerin çıngırak sesi gibi...

Şuşanın dağları,başı dumanlı
Qırmızı qoftalı,yaşıl tumanlı

Şuşa dağları... Şuşa dağları... Dur ağlama Sarı Gelin... Şuşa dağları Şuşa kızlarına mezar oldu, Şuşa oğulları kurban gitti o dağlarda biliyorum... Biliyorum 8 Mayıs 1992 de kurban verdik Ermeni katillerine Şuşayı
Yine de ağlama sen... Kerkük nedir diye soranlar elbette Şekiyi de hatırlamazlar, Laçını da, Ağdamı da... Hatırlayıp ağlayana da gülerler...
Sen ağlama Sarı Gelin, Bak seni bile o katillere emanet ediyorlar... Yok, yok, emanet degil bağışla... Hiç namus emanet edilir mi? Hiç vatan emanet edilir mi? Satıyorlar seni Ermenilere... İçinde bilerce yıllık gurbet duygusunu, hasret duygusunu taşıyan nağmelerini Agop`un ellerine veriyorlar, Serkis seni bağrına basmak istiyor... Sanki İradenin gözlerini oyan eller senin nağmelerini çalabilirmiş gibi, sanki Hakani`nin katline ferman veren o iğrenç ses senin nağmelerini bir kavalın kulağına üfleyebilirmiş gibi...

Bu derenin uzunu
Çoban qaytar quzunu
Ne ola bir gün görem
Nazlı yarın üzünü
Neynim aman aman
Sarı Gelin...

Ağlama Sarı Gelin, ağlama... Sen bütün Azeri-Türk gençlerinin adaklısısın, vuslat gerçekleşse de, gerçekleşmese de her Azeri-Türk kızının duvağındasın. Doğan her Azeri-Türk çocuğunun kulağına üflenen ezan sesindesin. Sen toprağa düşen her şehidin son duasındasın, mezarındasın...
Şuşa`nin işgal yıldönümlerinde seni hatırlarım, Ağdam`ın da... Laçın`ın da... Tebriz`i hatırladığımda da sen varsın, Kerkük`ü, Musul`u, Erbil`i de... Türkün son üç yüz yılının neden hep kayıplar ve acılarla dolu olduğunu düşündüğümde de sen beynimin bir köşesindesin... İnsan unutulunca ölür Sarı Gelin... Sen bizim milli marşımızsın yitiklerimize okuduğumuz... Yitik bu kadar çokken unutmak mümkün mü seni?!
Sen bizimsin Sarı Gelin... Kıpçak atamızdan yadigârsın... Kaybettiğimiz topraklarda hasretle beklenen nağmemizsin. Sen bir gün oralara dönme umudumuzsun. Aras`ın, Gülistan`ın, Türkmen Çay`ın bile bölmedığı yurdumuzsun... Toprağımızı çalmakla kültürümüzü de çalabileceklerini mi sanıyor gafiller?
Ağlama... Bizi dinle sadece... Yanık nağmen yüzlerce yıldır bizi avuttu... Bak bizim de sana sözümüz var Sarı Gelin...

Ay men aşiqem Gence var
Ay Şeki, Şirvan, Gence var
Yar yardan ayrı düşse de
Ay mehebbet ölünce var

Sarı Gelin...

21 Nisan 2009 Salı

HARAY HARAY MEN TÜRKEM




Bu yazı Güney Azərbaycandaki kardəşlərimizə dəstək amacıyla yazılmıştır







Kırgızam, Özbəkəm, Kazak,Türkmənəm
Başkurtam, Kərkükəm, elə görk mənəm
Sənin gözlədiğin garip Türk Mənəm!
Səlam Dar ağacı!
Aleyküm səlam.
Təbriz sokaklarında çığlıkların yankılandı. Binlər, on binlər, yüz binlər, milyonlar oldun… Haykırdın…Haray, Haray Mən Türkəm !... Səsini dünya duymadı…Varsın duymasın… O, işinə gəlməyəni duymaz… Ama biz də duymadık… Harayına səs gəlmedi bizim taraftan… Sustuk…Yıllardır susturulan bənliğimizə bu söz ağır gəldi… Korktuk… Ne söyləyəcəğimizi biləmədik…Gazetələrimiz, televizyonlarımız taş kesildilər, sağırlaştılar, dilsizləştilər… Uzayda gəzinən ay yıldızlı uydularımız da unuttu sizləri, içindən söküp attı… Bölücülərin, katillərin səsinə tahammül edildi də sənin “ Mən Türkəm “ diyən səsin ağır geldi taşlaşmış vicdanlara…Türksat, Türkü Sat oluverdi birdən… Bizlər də Türk Yat…!!
Bağışla kardəşim…Haray diyən səsinə kurban… Şəhriyar’dan , Səhənd’dən, Savalan’dan güç alan nəfəsinə kurban…Səttar Han, Bağır Han, Hiyabani yürekli elinə kurban… Men Türkəm diyən dilinə kurban… Arkasız kardəşim bağışla bizi...
Bir askərin harayına bin tank girdi Filistinə…Peki milyonların harayı nərədə kayboldu? Sen kimə haray çəktin? Kimi bəklədin? Kimdən ümit ettin?
Rəsimlərinizə baktım… Səttar Han yürəkli oğullara, kızlara, analara, babalara… Sizinlə yürümək istədim Təbriz küçələrində Yürüyəmədim…Yürüyəmədim.
Biliyor musunuz? Biz artık buralarda Mən Türkəm diyəmiyoruz… Nə söylənirsə söylənsin sərbəst burada... Kim söylərsə söyləsin… Mürtəci də ,bölücü də… Ancak Mən Türkəm yasak… Korkaklığı bizim damarlarımıza yürüttülər kardəşim.
Biz sustuk…Nəfəsimizi tuttuk, sonumuzu bəkliyoruz…
Bizi burada unutmayın, yalnız bırakmayın…Bizim için də yürüyün, bizim için də haykırın… Haray Haray Mən Türkəm!... Bizə kimliğimizi yenidən öğrətin… Demirdən dağları bir kərə ərittik, bir daha, bin daha əritəbiləcəğimizi hatırlatın bizə…
Börtəçinəmiz, Türk’ün Atası, Atatürk’ü ebediyete gittiğindən bu yana Türklük də ebediyete gitti sanki… Elinizdə Atamızın postərlərini görüncə gözlərim doldu, gönlüm açıldı… Sağ olun… Atamıza da bizdən çok sahip çıkıyorsunuz… Biz korkuyoruz galiba…Türkçü olmaktan da… Atatürkçü olmaktan da…
Nə kadar şanslısınız… Kurşun səsləri arasında, idam səhpaları önündə haykırıyorsunuz … Haray,Haray Mən Türkem!... Bağıracak güç, iman, inanç buluyorsunuz… Bizim ülkəmizin adı Türkiyə…Türklüktən gayrı hər şeyin sərbəst olduğu ülke…Bağıramıyoruz Səsimiz kısık, Yürəğimiz kuş yürəği… O yüzdən Harayınızı duyunca oturup ağladık…Türklük hala yaşıyor diyə…
Şəhriyar nəfəsli kardəşlərim…Sizə sıkılan kurşunları yürəğimizdə hissettik… Akan kanlarınızda bizdən də damlalar vardı inanın… O kanı Ergenekon’dan beri birliktə taşıyoruz … Siz dəmirdən dağları eritmeyi başardınız …Gazanız mübarek olsun…Bizim demirden dağlarımız kat-kat büyüməktə…
Harayınızı duyuyoruz…Çaresizliğimizi anlayın…Ağzımız kapatılmış…Yüreğimiz Kaf dağının ardına gömülmüş… Ama içimiz dolu, tıpkı gözlerimiz gibi… Bir gün sizden utanıp biz de bağıracağız… inanın… inanın… Haray Haray Biz Türküz…Şimdi sadece ağlıyoruz…Dadey! Dadey! Biz Türküz…
Türk dediğin özü, sözü merd olur.
Dost deyince ayrılmaz, bir ferd olur.
Kardaş deyip dara düşsem sığınsam,
Şimdəngerü bu bana bir dərd olur…
Bən nə diyem bu vəfasız dağlara,
Öz Kardaşı Dönək olan ağlar a!

----- ------- -----

“BÜYÜMEZ ÖLÜ ÇOCUKLAR”








Xocalı kurbanlarının aziz hatıralarına



Bir ana gülümserken yorgun ve güzel
Yüreği müjdelerle tüy gibi hafiflerken,
Orda, bir çocuk doğar sımsıcak dünyamıza
Burda ben...

Allahverdi Ağayev Settar oğlu…Sevinc Ağayarova İsaq kızı,Raman Ağayarov isaq oğlu,Şebnem Hüseynova Elxan kızı,Natevan Yusufova Penah kızı,Çingiz Abışov Nazim oğlu,Maral Hüseynova Kamil kızı…..Nerdesiniz ?
***
Dal nasıl , yaprak nasıl, ekin nasıl büyürse
Toprak nasıl uyanırsa bir incecik yağmurdan
Orda bir çocuk büyür yumak yumak bir nurdan,
Burda ben...

Nezaket Çobanova Tapdıq kızı,Çinare Abışova Nazim kızı,Ayşen Muradova Zöhrab kızı,Aynure Zeynalova Tofiq kızı,Metanet Orucova Eli kızı,Aysel Mehdiyeva Murad kızı,Sevinc Quliyeva Ekber kızı,Samir Quliyev Taleh oğlu,Mehser Hüseynov Elxan oğlu….Nerdesiniz ?

***

Koştuğu, atladığı, durduğu, uzandığı,
Düşüp kaldığı yerlerde gözbebeğim var.
Orda, toz-toprak içinde bir çocuk ağlar,
Burda ben...

Elnare Aslanova Tofiq kızı,Anahid Hümbetova Eldar kızı,Yegane Emirova Tevekkül kızı,Servan Sefiyev Elxan oğlu,Ağasif Veliyev Bekir oğlu,Lale Xelilova Tahir kızı…Neredesiniz ?

***

Ne oyun oynamak ister, ne uyku ne su,
Ne elişi resimleri gönlünü alır.
Orda, bir uzak evde bir çocuk yetim kalır,
Burda ben...
Elşad,Emin,Simuzer,Behram,Selim,Receb,Letafet,Nesibe,Ceyhun,Niyameddin,Gülmira,Zahir,Elgiz,Elçin,Natiq,Ayşen,Azer,Samir,Vüqar…Neredesiniz ?

Onlar size cevap veremeyecekler..Çünkü konuşmaz ölü çocuklar
***
Dokunsam, martı gibi uçup gidecek sanki,
Solgun yüzlü bir avuç kar.
Orda, bir gece yarısı, bir hasta çocuk sayıklar,
Burda ben...

Onlar bütün dünyanın gözleri önünde öldüler…Öldürüldüler…En küçüğü bir yaşındaydı..Aygün…En büyüğü de 18 yaşında..Saadet…Siz onların adını bile bilmiyorsunuz…Oysa onlar bir okulun iki sınıfını dolduracak kadar çoktular..56 çocuk…Onlar öldüler..Siz onları unuttunuz.
Ben bir Öğretmenim..Benim okutacağım,sizin okutacağınız,dünyayı gülüşleriyle renklendirecek 56 çocuk öldürüldüler …Babalarıyla , anneleriyle , kardeşleriyle dedeleriyle,nineleriyle beraber..Xocalı’da 25 Şubatı 26’ya bağlayan gece 1992’de..Sınıflarım boş kaldı..dünyamın gülüşü donup kaldı…Bilmem duydunuz mu..Derler ki her çocuk ölümünde melekler de ağlarmış…Yağmur olup akarmış gözyaşları dünyaya…Çocuk mezarlarının üstüne
Ermeniler…Hani yüzyıllardır bünyesinde yaşadıkları her ülkeye ihanet eden,bize ait toprakları; O toprakların üstündeki abideleri;O abideleri yaratan kültürü çalan,çalmaya devam eden katiller..Çocuklarımızı onlar öldürdüler..Bir çoğunu aileleriyle birlikte…
Siz bunları biliyor musunuz? Peki ne yaptınız o zaman ? Topraklar orada kaldı,mezarlar orada kaldı,şeref orada kaldı,katiller orada kaldı…Şimdi anlaşma yapmaya çalışıyorsunuz…Referandum..Çocukları öldüren o elleri sıkmaya çalışıyorsunuz…Ölenlerden izin aldınız mı peki?..Onlar affettiler mi katillerini?

Birden bire uyanır bir ana uykusundan,
Sapsarı bir korkuyla bakakalır nefessiz.
Orda, sabaha karşı bir çocuk ölür sessiz,
Burda ben...

17 Nisan 2009 Cuma

İKİ SEVEN YÜREĞİN BİR AŞKI VARDI ANCAK


Veten bağı al elvandır

Yox üstünde xarı bülbül

Ömür sürmeli devrandır

Sesin gelsin barı bülbül

Çocukluğumdan bu yana bu türkü beni alıp bilmediğim diyarlara götürür.Sanki gurbet cisimleşir yumruk gibi boğazıma oturur.Yutkunmaya çalışırım ..zorlanırım.Nedensiz bir ağlama hissi sarar içimi…Dişlerimi sıkarım ağlayamam…

Ağlayan bir çocuk gördüğümde de içimi aynı duygular sarar….Avuç açan insanlar gördüğümde de.Sanki her şeyin suçlusu benmişim gibi kabuğuma çekilir kendi içimde kaybolurum…

Yıllardır bir gurbet duygusu sarıp sarmalar bedenimi…Sanki o şiir benim için yazılmıştır…Ben gurbette değilim..Gurbet benim içimde…

Azerbaycan adını her duyduğumda da aynı duygu dolar içime..gurbet..hasret…sevgi..ve gelip boğazıma tıkanan o acı lokma..

Azerbaycan…Benim ülkem..İçimde aynı sevgi, aynı hüzün..Azerbaycan, parca parça koparılan ve yutulan lokma…Kendi kaderini talihin akışına bırakan ..bırakmak zorunda kalan ülke…Başını imdat diler gibi Hazara uzatan kırık kanatlı güvercinim…Çırpındıkça bedeni parça paça kopup dökülüyor..Türkmençayla ana gövde ikiye ayrılıyor…Kocaman bir lokma Farslara veriliyor,çiğneyip yutsunlar diye…Çiğniyor o masal devi güvercini ..Ağzını açtıkça birer birer yutuyor oğullarımızı, kızlarımızı…Kimi zindanlarda çürürken kimi al kanlara boyanıyor..Bayrağımıza renk vermek için..Kimi de Küçük Kara Balık olup denizlere kavuşmak isterken Arasta boğuluyor..hain eller tarafından..

Ah,Azerbaycan kaderinde kendinden başka herkesin söz sahibi olduğu ülke…Azerbaycan…küçük bir paça kalıyor geriye..Yere serilmiş bir güvercine benzeyen..kanatları iki yana doğru mecalsizce açılmış..Gagasını sanki bir damla su ister gibi Hazara doğru uzatmış çaresiz güvercinim..Azerbaycan…Kuzeydeki diğer dev, kanadının Derbent parçasını koparıp iştahla yiyor…Bir parçasını da yıllardır aç bekleyen minik bir sırtlana veriyor .Revan hanlığı adlı bu parçayı alan bu minik sırtlan bu lokmanın adını Ermenistan koyuyor..Bu sırtlan,biraz irileştiği için efendisinden bir parça daha istiyor. Bir parça daha kopuyor güvercinden. Zengezur bir hançer gibi parçalıyor gövdeyi ..Evlat anadan ayrı düşüyor..Nahçivan yetim kalıyor bu tarafta..Borçalı diğer tarafta..

Sonraki hikayeyi herkes biliyor…Biliyor da bilmezlikten geliyor…20 Ocak 1990,26 şubat 1992,8 Mayıs 1992…Sıralanıp gidiyor tarihler…Gövdesi parçalanan yaralı güvercinin yüreğine doğru gidiyorlar insanlık düşmanları…Karabağ adım adım işgal ediliyor…

Ben o parçalanan güvercinin yetim kalmış balasıyım..Gövdesindeki bir yerde dünyaya geldim…Ulu babalarım da o kırık kanatların birinde doğmuştu..Vatan diye diye öldüler..Kim bilir belki de vatan hasreti çekenler için Tanrı bir vatan yaratmıştır orada..

Siz hiç vatan hasreti çektiniz mi?Ben gördüm o hasreti…1991 yılında Bakudaydım Türkiyeden iki yaşlı Azeri Türkü de gelmişti benimle.Benden ısrarla Vezeri istediler..Ne olduğunu bilmiyordum .Bakulu arkadaşlara sordum..Bu mevsimde olmaz dediler ama istersen tohumunu bulabiliriz..Buldular..Götürüp iki yaşlı Azeriye verdim ..Onlar tohumları alıp gözlerine sürüp ağlamağa başladılar..Donup kaldım..Neden ağlıyorsunuz dedim…Biri konuşamıyordu,neden sonra diğeri hıçkırarak bu..dedi..bu..çocukken bizim bahçede ekiliydi..Gencedeki bahçemizde..penceremi açtığımda bu kokuyu duyardım hep..Yetmiş yıldır bu kokuyu aradım…Muhacir Azerilerin büyük şairleri Hamit Dönmez ve Ramiz Özler Otaylı’nın bu küçük hikayesini başka bir yerde duydunuz mu? bilemiyorum..Ama ben bizzat şahit oldum..O zaman anladım;

Vatan,Sadece bayrak değildir anacığım

Sadece toprak…

Bir yün çorapta bile bulabilir vatanını

Gönülden seviyorsa insan..

Sizin için vatan ne anlama gelir bilmiyorum..Benim için vatan başını hazara doğru çaresizce uzatmış o beyaz güvercindir..Çaresiz,biliyorum…Hiç bedeni parçalanan, evlatları didergin, dünyanın her yerine dağılmış,itilip kakılmış,Aras’da boğulmuş,Sibiryada,Lefortovo’da işkence görmüş,aç biilaç olan anne çaresiz olmaz mı?

Şimdi parçalanmış ve bir yarısı Kaf dağının ardına atılmış güvercin bekliyor hasretle, “İki seven yüreğin bir aşkı “ olduğunu biliyor,ve o günü bekliyor..

Ne zaman vatan diyen bir türkü duysam ,bir yumruk gelir boğazıma oturur …O, kanadı kırık güvercinleri hatırlarım..Onların imdat dileyen bakışları gelir gözlerimin önüne…

Azadlığı istemirem

Zerre zerre,gram gram

Qolumdaki zincirleri

Qıram gerek,qıram,qıram..

ALP ER TUNGA ÖLDÜ MÜ ?


Alp Er Tunga öldi mü ?
Issız ajun kaldı mu ?
Ödlek öcin aldı mu ?
Emdi yürek yırtılur.

Size de hiç öyle oldu mu?Okuduğunuz bir yazının ortasında,ya da gayri ihtiyari başınızı çevirip gördüğünüz bir manzara karşısında zamandan ve mekândan koptunuz mu? Bir kelime ya da bir melodi sizi bilmediğiniz,görmediğiniz ama kalbinizin bir köşesinde size yabancı gelmediğini hissettiğiniz uzak bir iklime götürdü mü? O yeri hatırlıyor musunuz?
***

Eski İran rivayetlerinde bütün dünyayı elinde tutan bir Türk devletinden söz edilmektedir.Bunların merkezi olarak da Isık Gölün batısındaki Koçunkarbaşı ve Zerefşan kıyısındaki Ruyindiz(Tunçkale) ve Ordukent gösterilmektedir.Bu devletin büyük hükümdarı olan Efrasiyab (Alp Tunga ) İranlılarla savaşlarında onları yendiği zaman Sistan güneyindeki Hamun gölü çevrelerinde ve İran içlerinde bulunmaktadır.Yenilip de İranlılar onun arkasına düştüğü zaman ise Altaylara ve Altay arkasında ve doğusundaki büyük göllerden birine,Koso-Göl’e ya da Baykal Gölüne ve yine o yandaki başka bir Ruyindiz (Tunçkale) şehrine çekilir.Son olarak memleketinin batı parçası Azerbaycan’a geldiğinde orada İranlıların eline geçerek öldürülür…
Alp Er Tunga’nın,bu eski Saka Türk kahramanının hatıraları yüzyıllarca yaşamıştır.Divanü Lügat-it-Türk’te ,bu ilk Azerbaycan ve Anadolu fatihine ait destandan yas şiirleri bulunmaktadır (O.Ş.Gökyay)
***
Size de hiç öyle oldu mu? Bir gün uykunuzda mesafeleri aşmak isterken adımlarınız taşlaştı mı?Bacaklarınız sizi taşımazken,dizlerinizin bağı çözülmüşken bir ses sizi bütün bağlarınızdan serbest bıraktı mı? O sesi tanıdınız mı?
***
Türk tarihi büyük göçler,büyük acılar,büyük kahramanlıklar kitabıdır.Orada asla bir leke,sizi utandıracak,başınızı önünüze eğecek bir tek satır bile bulamazsınız.Özel bir niyetle arasanız bile…
O kitapta gerekirse evdeşinden bile vazgeçip ancak yurdundan bir parça toprak bile vermeyen yiğitleri okursunuz…
O kitapta açı tok,yoksulu bay edenleri,başlıya baş eğdirenleri okursunuz.Korku ,kaygı hissetmezsiniz,o muhteşem kendine güven duygusu iliklerinize kadar işler…
…Türk,Oğuz beyleri,milleti, işitin : Üstte gök basmasa,altta yer delinmese,Türk milleti ilini töreni kim bozabilecekti?
***
Bu gün Türk milleti bir akıl tutulması yaşıyor.Alp Er Tunga’nın çocukları hala tutsak ulu babalarının tuzağa düşürülüp öldürüldüğü topraklarda.Ana dillerini konuşamıyorlar,okuyup yazmalarına izin yok…
Türk devletlerinin beşini bir arada gören yok hiçbir toplantıda.Her boy ayrı bir gücün tahakkümüne girmiş veya girmek üzere.Doğu Türkistanın acılarını Batı Türkistan hissetmiyor…Ya da haberi yok…İranın ahvalini Turan bilmiyor…Kerkük neresi,Musul nerde ? bilen yok..Ya da umursayan..Revandan,Gökçe mahalından geçtik…Ağdam’ı Şuşayı yada salan yok….Neden zenginliklerimizi Rus satar,İran satar,Çin satar,Amerika satar da parası bize gelmez …bilen de yok soran da yok…
İşgal edilen her karış toprağımızda düşman şenlik ediyor…Onu anladık..Peki bizde niye bu dertleri diyen yok,duyan yok,yanan yok?
Revanı Erivan,Sincan’ı Sinkiang,Şuşayı Şuşu,Fuzuliyi Vardan,Hocalıyı İvanovka yaptılar…Kimse konuşmadı…Sonunda da olan oldu ..Ergenekon’u çete yaptılar…
Topraklarımız gitti,şehirlerimiz gitti,isimlerimiz değiştirildi..Bütün bunlara susunca yüce Türk milletini çete yaparlar elbet..
Üste gök mü bastı,altta yer mi delindi ey Türk..Neden böyle oldun ? Elin nerde? Tören hani?

***

Arzusuna ulaşamadan ölenlerin ruhları hasret çektikleri yerlere dönerlermiş diyorlar…Benim ruhum Hocalı’da dolaşıyor,Tebriz’de,Merend’de,Sincan’da,Kerkük’de,Musul’da,Gökçe mahalında Fuzuli’de ,Derbend’de…ve daha nice altı bizim üstü yadın olan topraklarda…
Şimdi yabancılaşan ama tarih boyunca bizim olan o toprakları dolaşırken hep aynı ağıt gelir dilimin ucuna…Yıllardır,yüzyıllardır bizden Fatiha bekleyen izi kalmamış,tozu kalmamış ama bizim olan mezarlara okurum sessizce…
Alp Er Tunga Öldü mü ?
Dünya ıssız kaldı mı ?
Zaman öcünü adlımı
Şimdi yürek yırtılır.

Felek fırsat gözetti
Gizli tuzak uzattı
Soylu beyi aldattı
Kaçsa nasıl kurtulur?

Ta içten yandı yürek
Yara azar giderek
Geçmiş aranır gerçek
Dün nasıl unutulur ?

***

Size de hiç öyle oldu mu? Bir gün uykunuzda mesafeleri aşmak isterken adımlarınız taşlaştı mı?Bacaklarınız sizi taşımazken,dizlerinizin bağı çözülmüşken bir ses sizi bütün bağlarınızdan serbest bıraktı mı? Size çaresizliğinizi hissettiren O sesi tanıdınız mı?

KARABAĞ BİR GÜMÜŞ KUTUNUN İÇİNDE



Azerbaycanlı kadın milletvekilleri Türkiye meclis başkanına bir gümüş kutu içerisinde Karabağ toprağı verdi.Tebriz muhasarasında da Tebrizli kadınlar Settar Han’a başörtülerini vermişlerdi..

***

Karabağ bir gümüş kutunun içinde…Küçülmüş …Bir mücevher kutusuna sığmış.. … İçinde binlerce yıllık Türk tarihi var… Xar-ı Bülbül var,şehitler var,Şuşa kalesi var,Cıdır düzü var,İsa bulağı var…
Karabağ bir gümüş kutunun içinde…İçinde yurdunu kaybeden 1 milyon adam var…Evini barkını kaybetmiş 20 yıldır tren vagonlarında yaşayanlar var,tren istasyonlarında,derme çatma barakalarda doğan var , büyüyen var…
Karabağ bir gümüş kutunun içinde …İçinde Hocalıdan kaçmak isteyen kadın ve çocukları kurtarmak için verilmeyen helikopterler var…Ermenileşmiş sözde aydınlar var…Hiç dinmeyen göz yaşı var…Gurbet var..Vatan var…
Karabağ bir gümüş kutunun içinde….İçinde büyük devletin ne olduğunu bilemeyenler var…Türk düşmanlığı yapanlar var…Kardeşi kardeşten ayırmak isteyenler var…Türke kefen biçenler var…Bunu fırsat sayanlar var..
Karabağ bir gümüş kutunun içinde…İçinde Moskova’ya gidenler var,Moskova’dan gelenler var…Erivana gidenler var…Kendi geri dönse de ruhu orda kalanlar var..
Karabağ bir gümüş kutunun içinde…İçinde devleti kuran adama hürmetsizlik edenler var,hürmeti rüşvete çevirenler var…Diaspora var…Diasporasını kaybetmiş bakanlar var…
Karabağ bir gümüş kutunun içinde ..İçinde kimliğini kaybedenler var...Sisteme yaltaklananlar var..Sistemden geçinenler var..Petrol denizinde paraya boğulanlar var..Petrol denizinde açlıktan boğulanlar var…
Karabağ bir gümüş kutunun içinde..İçinde yalan var,dolan var,talan var,ölen var…Yemeği çalınan,silahı satılan asker var… Parayla askerlik alan var … Milletin malını çalan var…Namusu satılan kızlar var…Onları alan var…
Karabağ bir gümüş kutunun içinde…İçinde kaybolan başbakanlar var,başkanlar var..Harcanan zaman var,heba olan kan var, can var
Karabağ bir gümüş kutunun içinde…İçinde gizlenmiş iğrenç bir plan var…İçte de dışta da satılıp sahipsiz kalan var…İçi kan ağlayan Iğdır var,Alican var,Nahçivan var…
Karabağ bir gümüş kutunun içinde…İçinde Ankara yok ,Baku yok,Astana yok,Bişkek yok,Taşkent yok,Aşkabat yok…Waşington var,Erivan var
Karabağ bir gümüş kutunun içinde…içinde Erdoğan yok,Aliyev yok …Obama var, Serkisyan var..
Karabağ bir gümüş kutunun içinde …İçinde Bülbül yok,Han yok,Üzeyir yok…Kasparyan var
Karabağ bir gümüş kutunun içinde …İçinde Türk Birliğinin enkazı var…Çocuklarımızı öldüren Paşayan var,Ohanyan var,Koçaryan var..
Karabağ bir gümüş kutunun içinde..İçinde ihanet var...Alan var..satan var… Paylaşan var…

Karabağ bir gümüş kutunun içinde…..

Karabağda talan var
Gözü yolda kalan var

DÖNEK KARDEŞ




1944 yılında Anayurd’a sığınıp bilahare
Ruslara teslim edilen ve Ruslar tarafından
hudutta makineli tüfekle biçilip öldürülen
187 Azerî kardeşimin aziz ruhuna.


Türk denince özü, sözü mert olur,
Dost deyince ayrılmaz bir fert olur,
Kardeş deyip dara düşsem, sığınsam,
Şimden geru bu bana bir dert olur.
Ben ne diyem bu vefasız dağlara,
Öz kardaşı dönek olan ağlar a!





Elmas Yıldırım’ın bu kırgınlık ve serzeniş dolu şiirini her okuduğumda ürperirim. Sınır boyunda Ruslara teslim edilen Azeri Türklerinden biri olurum o an. Yanımda eşim ve çocuklarımla biraz sonra öldürüleceğimi bilerek Rus sınırına ilerlerim. Çocuklarım korkuyla ellerimi tutar,ağlaşırlar…Ben onlara ne söyleyeceğimi bilemem…Kaç bin yıllık Türk tarihini aklıma getirmeye çalışırım…Onun hangi sayfalarında böyle onursuzluğun,dönekliğin yazıldığını hatırlamaya çalışırım... Bulamam…Türk tarihinin her satırının şeref ve şanla dolu olduğunu bilirim…Peki ya bu akla sığmaz zulüm ? ! Makineli tüfek takırtıları düşüncelerimi yarım bırakır..Gözlerim sınırın diğer tarafında ağlaşan Mehmetçiklere takılır bir an…Sonrası boşluk..hiçlik…

***

Günlerdir Türkiye ve Azerbaycan kamuoyunda bir şok dalgası yayılıyor.. Türkiye Ermenistan’la sınırlar kapılarını açacakmış…Yıllar önce tamamlanan ve Iğdır’la-İran’ı birbirine bağlayan Boralan sınır kapısı açılmazken, üstelik bu sınırın her iki tarafında da Azeri Türkleri yaşadığı halde yaprak bile kıpırdamıyor da Ermeni kapısı açılmak isteniyor..Neden?
Tepkiler gün geçtikçe yükseliyor her iki ülkenin kamuoyunda da ama Türkiye gazeteleri alayla karşılıyorlar bu tepkileri …” Hadise Eurovision’a 12 puan eksik başlayacak…Men sana küsmüşem…Azerbaycan’da Türk şarkıcılara ambargo…Aramıza kara kedi girmesin heyeti…” Obama’nın okşadığı kediyi neredeyse ermiş seviyesine çıkartan necip Türkiye basını Azerbaycan’ın duygularını böyle ciddiyetsizce, alayla yansıtmak istiyorlar Türk halkına…İlişkilerin kırılmasını istiyorlar sanki,bozulmasını…Senelerce bunun için uğraşmadılar mı ?Peki neden?
Ucunun nereye bağlı olduğu anlaşılmayan bir cinayet sonucu katledilen ,Türkiye’den çok Ermenistan sevdalısı ,“ Türklerden boşalacak zehirli kanın yerini Ermenilerin temiz kanı dolduracak ” diyebilen bir Ermeni gazeteci için her kes Ermeni oldu…Ama Hocalıda o temiz kanlı(!) Ermeniler tarafından vahşice katledilen 615 insan için hiç kimse Azeri olmadı…1 yaşındaki şehit Aygün Hesenova’nın,2 yaşındaki şehit Samir Quluyev’in hatırları da yetmedi birilerinin Azeri olmasına…Oysa soy birliği dolayısıyla dünyadaki her Türk’ün 1 dakikalığına bile olsa Azeri olması gerekiyordu.. Ama birileri Ermeni olmayı tercih ettiler… Neden?

Türk; o Altayların dünkü eri mi?
Yolunda can koydum, verdim serimi,
Düştüğü ağlardan kurtulsun diye,
Serdim ayağına doğma yerimi…
Kardaş armağanı, dökülen kanlar,
Bana mükâfat mı giden kurbanlar?



***


Ben diyorum, Kayıhan’dır soyumuz,
Bir kaynaktan varlığımız, boyumuz,
Dilim dili, yolum yolu, emel bir,
Bir bayrakta, yıldız’ımız, ay’ımız.
Azerî, Türk, Türkmen; var mı ayrılık,
Nerden doğdu bu imansız gayrılık?

Birlik masallarda mı kaldı yoksa?

***

Türkiye Başbakanı diyor ki “ Ermeni sınırı açılır ama…” Ama ne? Ermeniler Türk topraklarından hak iddia etmekten vaz mı geçtiler?…Öldürdükleri yüz binlerce Anadolu Türkü’nden, Azerbaycan Türkü’nden özür mü dilediler ? Dili bir,dini bir kanı bir olan Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarından mı çekildiler..
İvnovka yeniden Hocalı mı oldu? Verdan yeniden Fuzuli mi oldu? Zeve’de , Erzurum’da,Iğdır’da,Şuşa’da ve daha nice Türk şehirlerinde Ermeni terörüne kurban giden şehitler size vekâlet mi verdi.. Memeleri kesilmiş kadınlardan, iffeti kirletilmiş genç kızlardan, hayatları daha başlamadan biten çocuklardan ferman mı geldi? Ermenilerin şehit ettiği diplomatlarımız mı görüşmelerinizi yaptılar? Ne oldu? Neden açılmak istenir sınır? Neden?


***

Alnımın yazısı, karadır kara,
Karadan bir mendil yolladım yara,
Yol uzun, el uzak, yetişmez eller,
Türklüğün kanayan kalbini sara.
Felek kıymış beslenen bu dileğe,
Lânet Türk’ü hançerleyen bileğe.


4 milyonluk Ermeni karşısında 300 milyonluk Türk Dünyası…2,5 milyonluk Ermenistan karşısında 78 milyonluk Türkiye…Haklısınız güçler denk değil..Peki korkmadan,onurlu bir siyaset yürütebilmek için kaç yüz milyon olmak gerekiyor? Yunanistan Makedonya’daki hak iddiasından vazgeçti mi ? Ya Sırbistan Kosova’dan ? Hayır… Peki hakları var mı Yunanistan’ın Makedonya’da,Sırbistan’ın Kosova’da…Hayır..Niye korkmuyorlar o zaman? Orduları mı bizden fazla,nüfusları mı? Yoksa nüfûzları mı? Yoksa onurları mı? Hangisi fazla ?
Bu nasıl siyaset ki milli duygudan yoksun…Bu nasıl siyaset ki her dediğimizin sonradan tersini söylemek zorunda kalıyoruz…Bu ne biçim siyaset ki kendi bedenimizi kendimiz parçalıyoruz…Kendi dirliğimizi,kendi birliğimizi kendimiz bozuyoruz…
Ermenilere ne borcumuz var? Türkiye’de vizesini birkaç gün geçiren Kazak, Kırgız,Azeri Türkü sınır dışı edilirken 150 bin Ermeni izin almadan çalışıyor,para kazanıyor…sebep ne? Yoksa gerçekten hepimiz Ermeni miyiz?

***


Bir suç mu düşmana göğüs gerdiğim?
Günah mı Türklüğe gönül verdiğim?
Rusların açtığı yaradan derin,
Anayurtta öz kardaştan gördüğüm.
Seslenseydim, ses çıkardı her taştan,
Ne beklersin sağırlaşan bir baştan.

Türkiye’de kaç tane Azeri Türkü var biliyor musunuz? Kaç tane kayıtsız şartsız soydaşlarına destek verecek Anadolu Türkü var biliyor musunuz? Bunların sabrı mı sınanıyor, sadakati mi ? Söyler misiniz ? Kerkük’ü Musul’u,Doğu Türkistan’ı,Tebriz’i,Batı Trakya’yı,duymuyorsun anladık..Peki Iğdır’ı,Kars’ı,Anadolu’yu da mı duymuyorsun? Sağır mı oldun Ankara ?
Türk olmak teslim olmak anlamına mı geliyor artık. Açılmak istenen o kapının Ermeni terörü neticesinde şehit düşen her Türk’ün mezarını çiğnemek anlamına geleceğinin farkında değil misiniz ?


***

Kaçtır, eli kanlı çıktı oyundan,
Ne bilem, kahpelik varmış soyunda,
Girdiğim öz yurttan döndürülürken,
Kanımın aktığı sınır boyunda
Açan lâlelerden bir çelenk örsem,
Türklük dünyasına armağan versem.

***


Elmas Yıldırım’ın bu kırgınlık ve serzeniş dolu şiirini her okuduğumda ürperirim. Sınır boyunda Ruslara teslim edilen Azeri Türklerinden biri olurum o an. Yanımda eşim ve çocuklarımla biraz sonra öldürüleceğimi bilerek Rus sınırına doğru ilerlerim. Çocuklarım korkuyla ellerimi tutup, ağlaşırlar…Ben onlara ne söyleyeceğimi bilemem…Kaç bin yıllık Türk tarihini aklıma getirmeye çalışırım…Onun hangi sayfalarında böyle onursuzluğun,dönekliğin yazıldığını hatırlamaya çalışırım... Bulamam …Türk tarihinin her satırının şeref ve şanla dolu olduğunu bilirim…Peki ya bu akla sığmaz zulüm ? ! Makineli tüfek takırtıları düşüncelerimi yarım bırakır..Gözlerim sınırın diğer tarafında ağlaşan Mehmetçiklere takılır bir an…Sonrası boşluk..hiçlik…